Ortadoğu’nun kadim toprakları, tarih boyunca nice kibirli hükümdarın, gücün şehvetiyle kör olmuş nice imparatorluğun çöküşüne tanıklık etti.
Bugün ise dünya sahnesi, küresel hegemonyanın intiharına ve bir dönemin muktedirlerinin trajikomik hezeyanlarına sahne oluyor.
Karşımızda, kaybettiği savaşın enkazı altından hâlâ dünyaya nizam vermeye çalışan, hakikatten tamamen kopmuş bir figür var: Donald Trump.
Geçmişte selefi Biden’ın gafları ve zihinsel gelgitleri üzerinden siyaset devşiren, onu "bunaklıkla" suçlayan Trump, bugün geldiğimiz noktada sergilediği akıl tutulmasıyla Biden’ı fersah fersah geride bırakmış durumda. Savaş meydanında alınan o tarihi yenilginin küllerinden, gerçeklik algısını tamamen yitirmiş, ne dediğini bilmeyen bir trajedi figürü doğdu.
SİYONİST HAYDUTLAR ÇETESİ DÜNYA HAKİMİYETİNİ ARTIK KAYBETMİŞTİR
Yıllardır bölgeyi kan gölüne çeviren, arkasına saklandığı okyanus ötesi devasa askerî güce güvenerek hukuku, insanlığı ve adaleti ayaklar altına alan Siyonist haydut çetesi, İran topraklarında tarihi ve büyük bir bozguna uğradı. Bu sıradan bir askerî yenilgi değil; küresel sömürü düzeninin, yenilmezlik mitinin ve emperyalist kibrin paramparça olduğu anın ta kendisidir.
Bu büyük bozgun, sadece Ortadoğu’nun sınırlarını ve dengelerini baştan aşağı değiştirmekle kalmayacak, Washington’dan Pekin’e, Londra’dan Moskova’ya kadar tüm dünyada yeni bir çağın kapılarını aralayacaktır.
Yüzyıllardır süregelen emperyalist Batı hegemonyası, haritaları masa başında çizebileceklerini sananların yüzüne çarpan sert bir tokatla sarsılmıştır.
Siyonist şer odakları ve onların küresel hamileri, artık dünya hakimiyetini geri döndürülemez bir şekilde kaybetmiştir. Güç dengesi el değiştirmiş, mazlum halkların direnişi küresel zorbalığı dize getirmiştir.
HAKİKATTEN KOPAN TRUMP BUNAKLIKTA SINIR TANIMIYOR
Savaş meydanında yaşanan bu devasa kırılmaya ve uğradıkları açık hezimete rağmen, Washington’daki fildişi kulelerinde yankılanan sesler tam bir akıl tutulmasına işaret ediyor.
Trump, uğradığı ağır yenilginin, içine düştüğü o büyük bozgunun farkında dahi olmayacak kadar gerçek dünyadan kopmuş vaziyette. Hakikatten fersah fersah uzaklaşan bu zihniyet, abuk subuk açıklamalarla, saçmalıkta sınır tanımayan beyanatlarla dünyayı hayretler içinde bırakmaya devam ediyor.
Son olarak sarf ettiği, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" sözleri, sadece bir siyasi cehaletin değil, klinik düzeyde bir hezeyanın dışavurumudur. Ortadoğu'nun en stratejik noktasını, uluslararası hukuku hiçe sayarak kendi eyaleti gibi ilan edebileceğini düşünen bu kafa, yenilginin yarattığı travmanın büyüklüğünü kanıtlamaktadır. Kendini hâlâ dünyanın tek hakimi sanan bu kör cehalet, harita üzerinde pervasızca parmak oynatabileceği günlerin geride kaldığını göremeyecek kadar körleşmiştir.
HÜRMÜZ BOĞAZI'NI İŞGAL ALTINDAKİ KUDÜS TOPRAĞI ZANNEDİYOR
Trump’ın bu şuursuz çıkışının arkasında, geçmişte attığı fütursuz imzaların şımarıklığı yatıyor.
Zamanında bir imza ile Kudüs’ü, bir başka imza ile Golan Tepeleri’ni işgalci çeteye peşkeş çeken, uluslararası hukuku bir kâğıt parçasından ibaret gören Trump, anlaşılan iyi alıştı bir imza ile toprakları ele geçirmeye.
O zannediyor ki, dünyanın her yeri Washington’dan gönderilecek bir kararnameyle teslim alınabilir.
Hürmüz Boğazı’nı da işgal altındaki Kudüs toprağı zanneden bu aymazlık, duvara toslayacağı en sert kayayı seçtiğinin farkında değil.
Sömürgeci valiler gibi davranarak haritaları keyfine göre boyayabileceğini sanan Trump, aradığı belayı İran’da bulmuştur. Karşısında ne teslim olmaya niyetli bir halk, ne de tehditlerle geri adım atacak bir irade vardır.
Bir imza oyunuyla coğrafyayı dizayn etme devri, Hürmüz’ün dalgalarında batmıştır. Tahran’dan yükselen o net ses, emperyalizmin yüzüne gerçeği haykırmıştır: "İran ne tehditten korkar ne de güç gösterisiyle sindirilebilir." Kazım Garibabadi’nin bu kararlı duruşu, kağıttan kaplanların tehditlerine karşı verilmiş en net tarihi yanıttır.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ İRAN HALKI, YAŞASIN İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI!
Bugün dünya, masada değil sahada kazanılan bir bağımsızlık destanına şahitlik ediyor.
Yıllardır ambargolarla, kuşatmalarla, suikastlarla ve her türlü asimetrik savaş unsuruyla dize getirilmeye çalışılan bir millet, emperyalizmin en büyük şımarıklığını toprağa gömmüştür. Küresel haydutların tehditlerine, uçak gemilerine, nükleer şantajlarına göğüs gererek diz çökmeyen, onurunu ve toprağını savunan irade kazanmıştır.
Bu zafer, sadece bir devletin değil, direniş ekseninin, sömürgeciliğe başkaldıran tüm mazlum coğrafyaların zaferidir.
Küresel çetelerin korkulu rüyası haline gelen, sahada yazdığı askeri doktrinle emperyalistlerin ezberini bozan direniş güçleri, haritaları kanla çizmek isteyenlerin kalemini kırmıştır. Birilerinin masa başında eyalet ilan etmeye yeltendiği o boğaz, o topraklar ve o denizler, bağımsızlığın ve teslim olmayışın ebedi kalesi olarak kalacaktır.
Tarih, emperyalist kibirleriyle dünyayı yakmaya kalkan Trump gibilerin komik hezeyanlarını ve uğradıkları utanç verici hezimeti yazarken; diğer tarafta onuruyla direnenleri, okyanus ötesinin haydutlarına haddini bildirenleri altın harflerle kaydedecektir.
Dünyanın sömürgeci baronlarına, eli kanlı Siyonist çetelere ve akıl sağlığını yitirmiş liderlerine inat; yaşasın tam bağımsız İran halkı, yaşasın hakkı ve toprağı müdafaa eden İran Devrim Muhafızları!
Yeni dünya düzeni, zorbaların hezeyanlarıyla değil, direnenlerin çelik iradesiyle kuruluyor.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız