escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Göksal Caner Malatya

facebook-paylas
Balkanlar ve İran'daki Olaylar - V. I. Lenin (Çeviri)
Tarih: 09-04-2026 10:25:00 Güncelleme: 09-04-2026 10:25:00


Çevirenin Notu: Bu yazı Proletari gazetesinin 16 (29) Ekim 1908 tarihli 37. sayısında yayımlanmıştır. Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:


https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1908/oct/16.htm

 

Rusya’da ve Avrupa genelindeki siyasi basın son zamanlarda Balkanlar'daki olaylarla meşgul. Bir süreliğine Avrupa'da bir savaş tehlikesi çok yakın görünüyordu ve bu tehlike hiçbir şekilde ortadan kalkmış değil, ancak her şeyin bağırış çağırışla sonuçlanması ve savaşın önlenmesi ihtimali çok daha yüksek.

 

Krizin niteliğine ve bunun Rusya’daki işçi partisine yüklediği görevlere kısaca bir göz atalım.

 

Rus-Japon Savaşı ve Rus devrimi, Asya halklarının siyasi uyanışına güçlü bir ivme kazandırdı. Ancak bu uyanış ülkeden ülkeye o kadar yavaş yayıldı ki, İran’da Rus karşı devrimi belirleyici bir rol oynadı ve oynamaya devam ediyor; Türkiye’de devrim, başını Rusya’nın çektiği güçlerin karşı devrimci koalisyonuyla karşı karşıya kaldı. Doğru, Avrupa basınının ve diplomatik açıklamaların genel tonu bununla çelişiyor gibi görünebilir. Bu açıklamalara ve yarı resmi basına inanacak olursak, yeniden canlanan Türkiye’ye karşı evrensel bir “sempati”, anayasal rejiminin güçlendirilip geliştirilmesini yönelik evrensel bir arzu ve burjuva Jön Türklerin “ılımlılığı”na yönelik genel bir övgü söz konusudur.

 

Ancak tüm bu güzel sözler, Avrupa’nın “günümüz” gerici hükümetlerinin ve günümüz gerici burjuvazisinin alışıldık burjuva ikiyüzlülüğünün tipik bir örneğidir. Gerçek şu ki, kendisini demokrasi olarak adlandıran tek bir Avrupa ülkesi ve demokratik, ilerici, liberal, radikal vb. olduğunu iddia eden tek bir Avrupa burjuva partisi bile, Türk devriminin zaferini ve konsolidasyonunu desteklemek için hiçbir şekilde gerçek bir istek göstermemiştir. Aksine, hepsi devrimin başarısından korkmaktadır; çünkü devrimin kaçınılmaz sonucu, bir yandan tüm Balkan uluslarında özerklik ve gerçek demokrasi arzusunu beslemek, diğer yandan ise İran devriminin zaferini sağlamak, Asya’daki demokratik harekete yeni bir ivme kazandırmak, Hindistan’daki bağımsızlık mücadelesini yoğunlaştırmak, Rusya’nın sınırları boyunca uzanan muazzam bir alanda özgür kurumlar yaratmak ve dolayısıyla Kara Yüzler[1] çarlık rejiminin politikasını engelleyecek ve Rusya’da devrimin yükselişini kolaylaştıracak yeni koşullar yaratmak olacaktır, vb.

 

Esasen, şu anda Balkanlar, Türkiye ve İran’da gördüğümüz şey, Asya’da yükselen demokrasi dalgasına karşı Avrupa güçlerinin kurduğu bir karşı-devrimci koalisyondur. Hükümetlerimizin tüm çabaları, “büyük” Avrupa gazetelerinin tüm vaazları, bu gerçeği örtbas etmeye, kamuoyunu yanıltmaya, ikiyüzlü konuşmalar ve diplomatik hokus-pokuslarla, az medeni ama demokrasi mücadelesinde en enerjik olan Asya uluslarına karşı, sözde medeni Avrupa uluslarının kurduğu karşı-devrimci koalisyonu gizlemeye yöneliktir. Ve bu aşamada proletaryanın politikasının özü, bu burjuva ikiyüzlülerin maskesini düşürmek ve kendi ülkelerindeki proleter mücadelesinden korkan, Asya’daki devrime karşı jandarma rolünü oynayan ve başkalarının da oynamasına yardım eden Avrupa hükümetlerinin gerici karakterini en geniş halk kitlelerine ifşa etmek olmalıdır.

 

Avrupa, Türkiye ve Balkanlardaki tüm olaylarının etrafına yoğun bir entrika ağı örmüştür ve sıradan vatandaş, sürecin bütününü gizlemek amacıyla halkın dikkatini önemsiz ayrıntılara, ikincil meselelere ve güncel gelişmelerin münferit yönlerine çekmeye çalışan diplomatlar tarafından aldatılmaktadır. Buna karşılık, bizim görevimiz, uluslararası Sosyal Demokrasi’nin görevi, halka bu gelişmelerin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu göstermek, bunların temel eğilimini ve altında yatan nedenleri ortaya çıkarmak olmalıdır.

 

Mümkün olduğunca büyük bir pay “kapmak” ve topraklarını ve sömürgelerini genişletmek isteyen kapitalist güçler arasındaki rekabet, Avrupa’ya bağımlı veya Avrupa tarafından “korunan” uluslar arasında bağımsız bir demokratik hareketin ortaya çıkmasından duyulan korku ile birleşince, tüm Avrupa politikasının iki temel kaynağı ortaya çıkmaktadır. Jön Türkler, ılımlılıkları ve itidalli davranışları nedeniyle övülüyor; yani Türk devrimi, zayıf olduğu, halk kitlelerini gerçekten bağımsız eyleme teşvik etmediği, Osmanlı İmparatorluğu’nda başlayan proletarya mücadelesine düşman olduğu için övülüyor — ve aynı zamanda Türkiye’nin yağmalanması da devam ediyor. Jön Türkler, Türk topraklarının yağmalanmasına devam edilmesini mümkün kıldıkları için övülüyorlar. Jön Türkleri övüyorlar ve açıkça Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan bir politikayı sürdürüyorlar. Bu bağlamda, Sosyal-Demokrat Leipziger Volkszeitung gazetesi şu çok doğru ve yerinde yorumu yaptı:

 

“1791 yılının Mayıs ayında, ülkelerinin refahını gerçekten önemseyen ileri görüşlü devlet adamları Polonya’da bir siyasi reform gerçekleştirdiler. Prusya Kralı ve Avusturya İmparatoru, 3 Mayıs Anayasası’nı överek bunun ’komşu ülkeye refah getireceğini’ söylediler. Bütün dünya, Paris’teki korkunç Jakobenlerden farklı olarak ’ılımlılık’ sergiledikleri için Polonyalı reformcuları övdü... 23 Ocak 1793'te Prusya, Avusturya ve Rusya, Polonya'yı bölüşen bir antlaşma imzaladılar!

 

“Ağustos 1908’de Jön Türkler, siyasi reformlarını alışılmadık bir pürüzsüzlükle gerçekleştirdiler. Tüm dünya, Rusya’nın korkunç sosyalistlerinden farklı olarak böylesine saygıdeğer bir ’ılımlılık’ sergiledikleri için onları övdü... Şimdi, Ekim 1908’de, Türkiye’nin bölünmesini müjdeleyen bir dizi gelişmeye tanık oluyoruz.”

 

Gerçekten de, diplomatların sözlerine inanıp, devrimci Türkiye’ye karşı güçlerin kolektif eylemini, yani yaptıklarını göz ardı etmek çocukça olur. Mevcut gelişmelerin öncesinde birçok ülkenin dışişleri bakanları ve devlet başkanlarının toplantı ve görüşmelerinin yapılmış olması gerçeği bile, diplomatik açıklamalara duyulan bu naif inancı ortadan kaldırmaya yeter. Ağustos ve Eylül aylarında, Jön Türk devriminin hemen ardından ve Avusturya ile Bulgaristan’ın açıklamalarından hemen önce, Bay Izvolski[2], Karlsbad ve Marienbad’da İngiltere Kralı Edward ve Fransa Başbakanı Clemenceau ile bir araya geldi; Avusturya ve İtalya Dışişleri Bakanları von Aehrenthal ve Tittoni, Salzburg'da bir araya geldi; ardından 15 Eylül'de Buchloe'de Izvolski ile Aehrenthal arasında; Budapeşte'de Bulgaristan Prensi Ferdinand ile İmparator Franz-Joseph arasında; Izvolski'nin Alman Dışişleri Bakanı von Schoen ile ve daha sonra Tittoni ve İtalya Kralı ile görüşmeleri gerçekleşti.

 

Bu gerçekler her şeyi açıkça ortaya koymaktadır. Avusturya ve Bulgaristan’ın harekâtından önce, altı büyük güç –Rusya, Avusturya, Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere– arasında krallar ve bakanların katıldığı gizli ve doğrudan görüşmelerde tüm önemli hususlar üzerinde mutabakat sağlanmıştı. Aehrenthal'ın İtalya, Almanya ve Rusya'nın Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhak etmesine onay verdiğini söylediğinde doğruyu mu söylediğine dair basında çıkan tartışma, başından sonuna kadar bir komediydi, sadece liberal cahilleri kandırabilecek düpedüz bir aldatmacaydı. Avrupa güçlerinin dış politika yöneticileri — Izvolski'ler, Aehrenthal'lar ve taçlı haydutlar çetesi ile bakanları — basına kasten şu kemiği attılar: “Devam edin beyler, kimin kimi aldattığı ve kimin kime hakaret ettiği, Avusturya'nın Rusya'yı mı, yoksa Bulgaristan'ın Avusturya'yı mı aldattığı vb. konularında, Berlin Antlaşması'nı[3] yırtmaya "ilk" kimin başladığı konusunda önerilen güçler konferansına yönelik farklı tutumlar konusunda ve benzeri konular hakkında. Lütfen kamuoyunun dikkatini bu ilginç ve önemli — ah, çok önemli! — sorularla meşgul edin. Gerçekten önemli olan şeyi, yani asıl mesele üzerinde, yani Jön Türk devrimine karşı harekete geçilmesi, Türkiye’yi bölmek için atılacak sonraki adımlar, Çanakkale anlaşmasının bir bahaneyle yeniden düzenlenmesi, Rusya’nın Kara Yüzler çarı’nın İran devrimini boğmasına izin verilmesi konusunda zaten bir ön anlaşmaya vardığımızı gizlemek için tam da buna ihtiyacımız var. Meselenin özü budur; tüm Avrupa’nın gerici burjuvazisinin liderleri olarak bizim gerçekten ihtiyacımız olan budur ve yaptığımız da budur. Basındaki ve parlamentodaki liberal ahmaklara gelince, onlar zamanlarını tüm bunların nasıl başladığını, kimin ne dediğini ve sömürgeci yağma ile demokratik hareketlerin bastırılması politikasının nihayet nasıl imzalanıp mühürlenerek dünyaya sunulacağını tartışarak geçirebilirler.

 

Avrupa'daki her büyük güçte — şimdilik “doymuş” olan Avusturya hariç — liberal basın, hükümetini ulusal çıkarlarını yeterince savunmamakla suçluyor. Her yerde liberaller, ülkelerini ve hükümetlerini durumu “kullanma” konusunda en beceriksiz, kandırılmış vb. olarak gösteriyorlar. Ve bu tam da bizim Kadetlerimizin[4] politikasıdır. Uzun zamandır Avusturya’nın başarılarının kendilerini “kıskandırdığını” söylüyorlar (Bay Milyukov’un kendi sözleri). Genel olarak liberal burjuvazinin ve özel olarak bizim Kadetlerimizin bu politikası, ilerleme ve özgürlüğün gerçek çıkarlarına yönelik en iğrenç ikiyüzlülük, en alçakça ihanettir. Çünkü bu politika, öncelikle, gerici hükümetlerin komplosunu örtbas ederek kitlelerin demokratik bilincini bulandırmaktadır. İkincisi, her ülkeyi sözde aktif bir dış politika izlemeye zorlamaktadır, yani sömürgeci yağma sistemini ve Balkan meselelerine büyük güçlerin müdahalesini meşrulaştırmaktadır; bu müdahale her zaman gericidir. Üçüncüsü, bu politika doğrudan gericiliğin işine gelir; halkın ilgisini “biz”in ne kadar alacağına, ganimetten ne kadar pay alacağına, “kendimiz” için ne kadar pazarlık yapabileceğimize çekiyor. Gerici hükümetlerin bu noktada en çok ihtiyaç duydukları şey, tam da “kamuoyunun” toprak ele geçirmelerini, “tazminat” taleplerini vb. desteklediğini savunma fırsatıdır. Bakın, diyorlar, ülkemin basını beni aşırı cömertlikle, ulusal çıkarları yeterince savunmamakla, fazla uysal olmakla suçluyor ve savaşla tehdit ediyor. Dolayısıyla, taleplerim son derece “mütevazı ve adil”dir ve bu nedenle tam olarak karşılanmalıdır!

 

Rus Kadetlerinin politikası, Avrupa liberal burjuvazisinin politikası gibi, gerici hükümetlere boyun eğme, sömürgeci genişleme ve yağmalamayı savunma ve diğer ülkelerin işlerine karışmadır. Kadetlerin politikası, “muhalefet” bayrağı altında yürütüldüğü için özellikle zararlıdır ve bu nedenle pek çok kişiyi yanıltır, Rus Hükümetine güvenmeyenlerin güvenini kazanır ve kitleleri yozlaştırır. Bu nedenle, Duma milletvekillerimiz ve tüm parti örgütlerimiz şunu akılda tutmalıdır: Duma kürsüsünde, broşürlerde ve toplantılarda, otokrasinin gerici politikası ile Kadetlerin ikiyüzlü muhalefeti arasındaki bağı ortaya koymadan, Balkan olayları hakkındaki Sosyal-Demokrat propaganda ve ajitasyonda tek bir ciddi adım bile atamayız. Kadetlerin dış politikasının özünde onlarla aynı olduğunu açıklamadıkça, halkımıza Çarlık hükümetinin politikasının ne kadar zararlı ve gerici olduğunu asla açıklayamayız. Kadetlerin laf kalabalıkları, poz kesmeleri, ahlâki çekinceleri ve kaçamaklarıyla mücadele etmedikçe, dış politikadaki şovenizm ve Kara Yüzler ruhuyla mücadele edemeyiz.

 

Liberal-burjuva bakış açısına verilen tavizlerin sosyalistleri nereye götürdüğü, aşağıdaki örnekten anlaşılacaktır. Tanınmış oportünist dergi Sozialistische Monatshefte’de Max Schippel, Balkan krizi hakkında şöyle diyor: “Parti üyelerinin neredeyse tamamı, Berlin’deki merkezi yayın organımızda [Vorwärts] son zamanlarda bir kez daha dile getirilen, Almanya’nın Balkanlar’daki ne şimdiki ne de gelecekteki devrimlerde arayacağı bir şey olmadığı görüşünün hâkim olmasını bir hata olarak görecektir. Elbette, toprak kazanımları için çabalamamalıyız... Ancak, Avrupa, tüm Asya ve Afrika’nın bir kısmı arasında önemli bir bağlantı noktası olan bu bölgedeki büyük güç dengesi değişikliklerinin, uluslararası konumumuz üzerinde doğrudan bir etkisi olduğu şüphesizdir... Şu an için gerici Rus devinin belirleyici bir önemi yoktur... 1850’lerin demokratlarının yaptığı gibi, Rusya’yı her zaman ve her yerde bir düşman olarak görmek için hiçbir nedenimiz yok.”

 

Sosyalist kılığına girmiş bu aptal liberal, Rusya’nın “Slav kardeşler”e yönelik “ilgisi”nin ardındaki gerici entrikaları fark edememiştir! “Biz” (yani Alman burjuvazisi), “bizim” konumumuz vb. ifadeleri kullanarak, ne Jön Türk devrimine indirilen darbeyi ne de Rusya’nın İran devrimine karşı eylemlerini fark edememiştir!

 

Schippel’in açıklaması derginin 22 Ekim tarihli sayısında yer aldı. 5 (18) Ekim'de, Novoye Vremya[5], “Tebriz'deki anarşinin inanılmaz boyutlara ulaştığını” ve şehrin “yarı vahşi devrimciler tarafından yarı yarıya tahrip edildiğini ve yağmalandığını” iddia eden zehirli bir makale yayımladı. Başka bir deyişle, Tebriz'de devrimin Şah'ın birlikleri üzerindeki zaferi, yarı resmi Rus dergisinin öfkesini hemen uyandırdı. Dergi, Pers devrimci güçlerinin lideri Sattar Han’ı “Azerbaycan’ın Pugaçov’u[6]” olarak tanımlıyor (Azerbaycan, Pers ülkesinin kuzey eyaletidir ve Reclus’a göre toplam nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturur; Tebriz ise bu eyaletin başkentidir). Novoye Vremya, “Rusya’nın, Pers sınırındaki kârlı ticaretimizi mahveden bu saldırganlıkları sonsuza kadar tolere edip edemeyeceği sorusu akla gelmektedir...” diye yazmıştır. “Doğu Transkafkasya ve Azerbaycan’ın etnik olarak bir bütün olduğu unutulmamalıdır... Transkafkasya’daki Tatar yarı-entelektüeller, Rus tebaası olduklarını unutarak, Tebriz’deki ayaklanmalara sıcak bir sempati gösteriyor ve şehre gönüllüler gönderiyorlar... Bizim için çok daha önemli olan, Rusya’ya sınır komşusu olan Azerbaycan’ın sakinleştirilmesidir. Ne kadar üzücü olursa olsun, koşullar, müdahale etmeme konusundaki güçlü isteğine rağmen, Rusya’yı bu görevi üstlenmeye zorlayabilir.”

 

20 Ekim’de Alman Frankfurter Zeitung gazetesi, St. Petersburg’dan gelen bir habere göre, “telafi” amacıyla Rusya’nın Azerbaycan’ı işgal etmesinin düşünüldüğünü yazdı. 11 (24) Ekim’de aynı gazete Tebriz’den gelen bir telgrafı yayımladı: “İki gün önce süvari ve topçu desteğiyle altı Rus piyade taburu İran sınırını geçti ve bugün Tebriz’de olmaları bekleniyor.”

 

Max Schippel’in liberal ve polis basınının güvencelerini ve haykırışlarını kölece tekrarlayarak Alman işçilere Rusya’nın gerici bir dev olarak öneminin artık geçmişte kaldığını ve her koşulda Rusya’yı düşman olarak görmenin hatalı olacağını söylediği gün, tam da o gün Rus birlikleri İran sınırını geçiyordu!

 

Elleri kanlı Nikolay’ın birlikleri tarafından İranlı devrimcilere yönelik yeni bir katliam yaşanacak. Lyakhov’un[7] gayri resmi olarak harekete geçmesinin ardından, Azerbaycan’ın resmi işgali ve 1849’da I. Nikolay’ın Macar devrimine karşı birliklerini gönderdiği zaman Rusya’nın Avrupa’da yaptıklarının Asya’da tekrarlanması gerçekleşiyor. O dönemde Avrupa’nın burjuva partileri arasında, günümüzde tüm burjuva demokratların yaptığı gibi sadece ikiyüzlü bir şekilde özgürlükten bahsetmekle kalmayıp, özgürlük için mücadele edebilecek gerçek demokratlar vardı. Rusya o zaman, en azından birkaç Avrupa ülkesine karşı Avrupa’nın jandarması rolünü oynamak zorundaydı. Bugün, “kızıl” Clemenceau’nun “demokratik” cumhuriyeti de dahil olmak üzere tüm büyük Avrupa güçleri, demokrasinin kendi ülkelerinde yayılmasından, bunun proletaryaya sağlayacağı yarardan ötürü, ölümcül bir korku duydukları için, Rusya’nın Asya’da jandarma rolünü oynamasına yardım ediyorlar.

 

Rusya’nın İran devrimine karşı “harekete geçme özgürlüğü”nün, Rusya, Avusturya, Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere’nin Eylül ayındaki gerici komplosunun bir parçası olduğuna dair en ufak bir şüphe olamaz. Bunun bazı gizli belgelerde açıkça belirtilmiş olması (ki bu belgeler yıllar sonra bir tarihsel belgeler derlemesinde yayımlanabilir) ya da sadece İzvolski tarafından en uysal müzakerecilere ima edilmiş olması, ya da bu sonuncuların “işgal”den “ilhak”a geçmeyi amaçladıklarını “ima” etmiş olmaları, ve Rusların belki de Lyakhov politikasından “işgal”e geçmek isteyeceklerini, ya da başka bir anlaşma yapıldığını ima etmiş olsalar da — bunların hiçbiri en ufak bir öneme sahip değildir. Önemli olan, ne kadar resmi olursa olsun, Rus güçlerinin Eylül ayındaki karşı-devrimci komplosunun bir gerçek olduğu ve bunun öneminin her geçen gün daha da netleşmesidir. Bu, proletaryaya ve demokrasiye karşı bir komplodur. Bu, Asya’daki devrimi doğrudan bastırmak ya da en azından dolaylı darbeler indirmek için yapılan bir komplodur. Bu, bugün Balkanlar’da, yarın İran’da, belki de ertesi gün Anadolu’da ve Mısır’da vb. sömürgeci yağma ve toprak fetihlerinin devamı için yapılan bir komplodur.

 

Sadece dünya proleter devrimi, taçlı haydutlar ile uluslararası sermayenin bu birleşik gücünü devirebilir. Tüm sosyalist partilerin acil görevi, kitleler arasında ajitasyonu yoğunlaştırmak, tüm ülkelerin diplomatlarının hilelerini ortaya çıkarmak ve halkın görmesi için tüm gerçekleri ortaya koymaktır; bu gerçekler, istisnasız tüm müttefik güçlerin, hem jandarmanın görevlerini doğrudan yerine getirenler olarak hem de onun suç ortakları, dostları ve finansörleri olarak oynadıkları alçakça rolü ortaya koymaktadır.

 

Duma’daki Rus Sosyal Demokrat milletvekillerine, Izvolski’nin bir açıklaması ve Kadetler ile Oktobristlerin[8] bir sorusunun beklendiği bir ortamda, son derece ağır, ancak aynı zamanda son derece asil ve önemli bir görev düşüyor. Sosyal-Demokrat milletvekilleri, başlıca gerici gücün, karşı devrimin baş komplocusunun politikasının paravanı olan bir organın üyeleridir ve kendilerinde tüm gerçeği söyleme cesaretini ve yeteneğini bulmak zorundadırlar. Böyle bir zamanda, Kara Yüzler Duma’sındaki Sosyal-Demokrat milletvekilleri, kendilerine çok şey verilmiş ve onlardan çok şey beklenen kişilerdir. Çünkü onlar dışında, Duma'da Kadetler ve Oktobristlerin pozisyonlarından başka bir pozisyondan çarlık rejimine karşı protesto sesini yükseltecek kimse yoktur. Ve böyle zamanlarda ve mevcut koşullarda bir Kadet “protesto”, hiç protesto etmemekten daha kötüdür; çünkü bu protesto, ancak aynı kapitalist kurt sürüsünün içinden ve aynı kurt politikası adına yapılabilir.

 

Bu nedenle Duma grubumuz ve diğer tüm parti örgütlerimiz derhal harekete geçmelidir. Kitleler arasında propaganda yapmak, sıradan zamanlara kıyasla şu anda yüz kat daha önemlidir. Tüm parti propagandamızda üç temel ilke ön plana çıkmalıdır. Birincisi, Kara Yüzler’den Kadetler’e kadar tüm gerici ve liberal basının aksine, Sosyal-Demokratlar konferansların diplomatik oyunlarını, büyük güçlerin anlaşmalarını, Avusturya’ya karşı İngiltere ile, ya da Almanya’ya karşı Avusturya ile yapılan ittifakları ya da diğerlerini ifşa etmelidir. Bizim görevimiz, büyük güçlerin gerici bir komplo düzenlediklerini, hükümetlerin bu komployu kamuoyu görüşmeleri maskaralığının arkasına saklamak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ortaya çıkarmaktır. Politikamız, bu diplomatik maskaralığı kınamak, gerçeği halka duyurmak, uluslararası anti-proleter gericiliği ifşa etmek olmalıdır! İkincisi, bu komplonun iddia edilen sonuçlarından farklı olarak gerçek sonuçlarını, yani Türk devrimine vurulan darbeyi, Rusya’nın İran devrimini boğmadaki yardımını, diğer ulusların işlerine müdahalesini ve temel demokratik ilke olan ulusların kendi kaderini tayin hakkının ihlalini ortaya koymalıyız. Bu hak, bizim programımız ve dünyadaki tüm Sosyal-Demokrat partilerin programları tarafından savunulmaktadır. Ve bir yandan Avusturyalıların, diğer yandan da Rus Kara Yüzler’in “Slav kardeşleri” için duydukları “kaygı”dan daha gerici bir şey olamaz. Bu “kaygı”, Rusya’ya Balkanlar’da uzun zamandır kötü bir şöhret kazandıran alçak entrikaları örtbas etmek için kullanılmaktadır. Bu “kaygı”, her zaman bir Balkan ülkesinde veya diğerinde gerçek demokrasiye yönelik ihlallere indirgenmektedir. Güç sahiplerinin Balkan uluslarına “kaygı” duymalarının tek samimi yolu vardır; o da onları rahat bırakmak, yabancı müdahaleyle onları taciz etmeyi bırakmak, Türk devriminin tekerleğine çomak sokmaktan vazgeçmektir. Ancak elbette işçi sınıfı burjuvaziden böyle bir politika bekleyemez.

 

Adı en liberal ve “demokratik” olanlar da dahil olmak üzere tüm burjuva partileri, bizim Kadetler de dahil, kapitalist dış politikayı desteklemektedir. Sosyal-Demokratların halkın bilgisine özel bir gayretle sunmaları gereken üçüncü husus budur. Çünkü her bakımdan liberaller ve Kadetler, kapitalist uluslar arasındaki mevcut rekabeti savunurlar; Kara Yüzler’den sadece bunun alacağı biçimler konusunda ayrılırlar ve sadece hükümetin şu anda dayandığı anlaşmalardan farklı uluslararası anlaşmalar üzerinde ısrar ederler. Ve burjuva dış politikasının bir çeşidine karşı, aynı politikanın başka bir çeşidini savunan bu liberal mücadele, hükümetin diğer ülkelerin gerisinde kaldığı (yağma ve müdahale konusunda!) yönündeki bu liberal suçlamalar, kitleler üzerinde son derece yozlaştırıcı bir etkiye sahiptir. Tüm sömürge politikasına hayır, yabancı toprakları ve yabancı halkları fethetmek, yeni ayrıcalıklar, yeni pazarlar, Boğazların kontrolü vb. için yürütülen tüm müdahale politikasına ve kapitalist mücadeleye hayır! Sosyal-demokratlar, “barışçıl ve adil” kapitalist ilerleme gibi aptalca ve dar görüşlü bir ütopyaya inanmazlar. Onların mücadelesi, dünyada barış ve özgürlüğün tek savunucusunun uluslararası devrimci proletarya olduğunu bilerek, kapitalist toplumun tamamına karşıdır.

 

P.S.: Bu makale baskıya gönderildikten sonra, gazeteler St. Petersburg Telgraf Ajansı’nın, Rus birliklerinin İran sınırını geçtiğine dair haberi yalanlayan bir telgrafını yayımladılar. Bu telgraf, 24 Ekim tarihli Frankfurter Zeitung’un ikinci sabah baskısında yer aldı. Üçüncü baskıda, 24 Ekim saat 22.50'de İstanbul’dan gelen bir habere göre, 24 Ekim akşamı Rus birliklerinin İran sınırını geçtiği haberi İstanbul’a ulaşmıştı. Sosyalist gazeteler hariç yabancı basın, şu ana kadar Rusya'nın İran'ı işgaline ilişkin sessizliğini koruyor.

 

Özetle: Henüz bütün gerçeği öğrenebilecek durumda değiliz. Her halükârda, Çarlık  ile St. Petersburg Telgraf Ajansı’ndan gelen “yalanlamalara” elbette güvenilemez. Rusya’nın, büyük güçlerin bilgisi dahilinde, entrikadan asker göndermeye kadar elindeki her türlü imkânla İran devrimine karşı savaştığı bir gerçektir. Rusya’nın politikasının Azerbaycan’ı işgal etmek olduğu da şüphesizdir. Ve eğer birlikler henüz sınırı geçmemişse, büyük olasılıkla bunu yapmak için gerekli tüm hazırlıklar çoktan yapılmıştır. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

 

[1] 20. yüzyılın başlarında (özellikle 1905-1914 arası) Çarlık Rusyasında faaliyet gösteren; monarşi yanlısı, aşırı sağcı, Yahudi karşıtı ve gerici bir harekettir. (ç.n.)

[2] Çarlık Rusyasının Dış İşleri Bakanı. (ç.n.).

[3] 1877-78 Rusya-Osmanlı Savaşı'ndan sonra Rusya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, Almanya, Fransa, İtalya ve Osmanlı temsilcilerinden oluşan kongre tarafından 13 Temmuz 1878'de imzalan bir antlaşma. (ç.n.)

[4] Genellikle liberal akademisyenler, hukukçular ve burjuvaziden oluşan ve 1905 Devrimi'nden sonra Rusya’da kurulan Anayasal Demokrat Parti üyelerine, partinin Rusça baş harfleri olan "K-D"nin okunuşundan dolayı, "Kadetler” denirdi. (ç.n.)

[5] Novoye Vremya (Yeni Zamanlar), 1868'den Ekim 1917'ye kadar St. Petersburg'da yayımlanan günlük bir gazete. Başlangıçta ılımlı liberal olan gazete, 1876'da aristokrasi ve bürokrasi arasındaki gerici çevrelerin sözcüsü haline geldi. Burjuva-liberal hareketin yanı sıra devrimci harekete de karşıydı. 1905'ten itibaren Kara Yüzler'in organı oldu. Lenin, onu rüşvetçi basının bir örneği olarak adlandırdı.

[6] Yemelyan Pugaçov, 1773-75 yıllarında Rusya'daki gerçekleşen köylü ayaklanmasının lideriydi.

[7] Vladimir Lyakhov (1869-1919) 1908 yılında Albay rütbesiyle, Tahran'daki İran Kazak Tugayı'nın komutanı olarak görev yaparken, Şah Muhammed Ali'nin emriyle İran Meclisi'ni (Meclis-i Şura-yı Millî) bombalatmıştır. (ç.n.)

[8] 1905 Rus Devrimi sırasında Çar II. Nikolay'ın yayımladığı Ekim Manifestosu'nu destekleyen, ılımlı, anayasal monarşist ve liberal-muhafazakar bir Rus siyasi partisi.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 236 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI