Zaman, saat ve günler, mekân, kültür ve devletle parçalandı. Geriye tarihin gönüllü (!) mağlubu biz insanlar kaldık... Oysa dünya, imkânlar silsilesi olarak oradaydı. Artık yaşamak kölelikti; zamana ve mekâna kölelik... Bundan sonra yapacağı her hareket köleliğin kurumlarını oluşturmak üzere olacaktı. "Yılbaşı" denen hadiseyi de bu kurumlardan bir saymamızda bir sakınca yok sanırım.
Keşke diğer günleri de yılbaşını sevdiğiniz kadar sevseydiniz. Nasıl bir psikolojidir anlayamıyorum, sanki insanlar o gün kendilerini sınıf atlamış gibi mutlu hissediyorlar. Aynı şeyden mutlu olduklarına göre yoksa sınıfsızlaşıyorlar mı, demeliyim. Anlamıyorum! Sahiden, insanların bu kadar saf olmayı nasıl başardıklarını anlamıyorum. Şayet eğlenmek için bahane arıyorlarsa bunu anlayabilirim. Sonuna kadar eğlensinler. Ne var ki mavi gök atında “yeni” diye bir şey yok. Hele ahlakınız, adaletiniz bu kadar eski ise… Şundan eminim, iki bin yirmi beş yılı, iki bin yirmi altı yılının içinde yaşamaya devam edecek. Siz zamanı böldünüz diye o yaşamına son verecek değil. İnsanın zamanı ve mekânı bölme hastalığına ezelden beri ifrit oluyorum. Kuşkusuz zamanı ve mekânı bölmenin bir mantığı var: İKTİDAR. Zamanı ve mekânı bölerek ona hükmedebildiğini sandı insan. Ama şu gerçek, zamanı ve mekânı bölerek ona bazı isimler ve numaralar vererek bir iktidar durumu söz konusu oldu. Bu doğru. Başka türlü iktidar fikri oluşmazdı insanların zihninde zira. Gündelik hayat parçalara ayrıldı ve bu parçalar üzerinden iktidar tesisi sağlandı. Başka bir söyleyişle, zamanın ve mekânın bölünmesi, iktidarı doğurdu; iktidar dönüp zamanı ve mekânı böldü. Böylece birbirinin nedeni ve sonucu oldular. Bu iktidar merakı niye?.. Benim için büyük soru/ sorun bu. Biliniz ki zamana ve mekâna verdiğiniz isimler ve numaralar onların umurunda bile değil. Siz kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz. O her zamanki kendi döngüsünde… “Yıl” fikrinizden önce, ahlak fikrinizi, adalet fikrinizi hatta “yeni” fikrinizi yenileyin bence. Yeni yıl fikrine muhalefetimin dinsel bir yönü olmadığını söylememe ihtiyaç var mı bilmiyorum. Tabii ki öyle bir derdim yok. Ama saçmalıklara da tahammülüm yok. Olur olmaz şeylere “yeni” sıfatı takmanın da anlamı yok. Biliyorum hiç romantik değilim. Ama galiba tüm olumsuzlukların, halüsinasyonların sebebi ve insan olarak en büyük sorunumuz yüreğimizin tarihinin yanlış yazılmış olması… “Yılbaşı” söz konusu olduğunda sanırım ki herkesin aklına ilk önce gelen eğlence ve tüketim… Başka bir açıdan bakarsak ne kadar tüketirseniz insaniyeti o kadar küçültürsünüz. Karbon ayak izinizi küçültürseniz insanı kıymetli bir varlığa dönüştürürsünüz. Şimdi laf nasıl buraya geldi anlamadım. Ama şunu söylemeliyim: Bir devletten, bir zamandan, bir anne-babadan önce dünyanın evlatlarıyız. Bu bütünlüğü parçalayan her şey aleyhimizedir.
Bu kısa “yılbaşı” değinmesi kiminize baklava üstüne soğan yemiş hissi verebilir. Varsın olsun. Birileri de kötü adam olsun! Değil mi ki 1 Ocak’tan sonra da kadınlar şiddet görmeye, çocuklar öldürülmeye, devletler emekçileri sömürmeye devam edecek…
Derdimizi bir de rakamlarla anlatmayı deneyeli:
Sağ kalmak için her şeyi göze alanlar, yaptıklarınızı ihtiyaçlar hiyerarşisi gereği meşrulaştırmaya çalışadurun...!
Kesin bilgi: Dünya’da her yıl 60 milyon kişi ölüyor, 120 milyon kişi doğuyormuş. Bir başka kesin ve garip bilgi de bir daha yeniden doğmayacak oluşumuz! Bilimsel veriler bunu söylüyor J
Kesin olmayan bilgi: Evet, 2026 yılında 60 milyon kişi ölecek, buraya kadar sorun yok! Sorun şurada ki; 2026 yılında hangimiz ölecek olan 60 milyon kişinin içinde yer alacak, işte bu bir muamma. Şayet ben olursam ölenlerin içinde, gittikten sonra bıraktığım boşluğu görmek isterdim doğrusu. Tabii, geride bir boşluk bırakabildiysem... Neyse, daha fazla canınızı sıkmayayım, tüm dostlara daha nice nice “yeni” yıllar dilerim.
Kötülüğün ne kadar ileriye gideceğini bilmez iken, her şey eski ve AKP iktidar iken, yeni bir yıl nasıl olacak, işte bu da benim için bir muamma. Ama şimdi gönülleri daha fazla bulandırmanın bir anlamı yok. Zamanı hiç değil...
Ama şunu söylemezsem sözüm eksik kalır: Ne yalan söyleyeyim, benim için yeni yıl, kimsesiz çocukları, sokak kedilerini ve köpekleri sevmek için sıraya girdiğimiz yıl olacak. Belki o zaman hayat eza değil, dava olacak hepimize.
Adettendir niyetine teselli ikramiyesi: İlk defa 2026 yılına giriyoruz! Daha da önemlisi bunun bir tekrarı yok.
Not: Mizahınız ve izahınız eksik olmasın. Gerisi haydan gelip huya gitsin. Ve yeni yıl yeniden bir yıl olmasın dilerim.