escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Mehmet Özkan

facebook-paylas
Yakıcı Bakış
Tarih: 07-09-2025 21:48:00 Güncelleme: 17-12-2025 18:31:00


“Baran kardeş, iki duble rakı içtin, kederlendin, oflar çekmeye başladın. Tam yeri ve zamanı. Anlat, gözlerindeki hüznün gerisinde seni yakan hikayeyi.” 

 

“Sana göre hikaye öyle mi? Ben bir ömür vermişim, acılar çileler çekmişim. Benimkisi aşk acısı. 

 

Ergenlik yıllarım. Aşkların gizli yaşandığı her şeyin sineye çekildiği köy hayatında geçti benim maceram. Daha on beş yaşındaydım. 

 

Anama söz vermiştim: haram yemeyeceğim. Bir de komşu kızlarına göz koymayacağım diye. 

 

Kadıncağız, “Zamparalık yapacaksan uzak ellerde yap. Akrabalardan, komşularımızdan, mahalle ve semtimizden uzak duracaksın diye. Sık sık tembihledi, ergenliğe adım attığım andan itibaren. Her ay tekrarlanırdı bu öğütler. Köylük yerde namus işi çok hassas ve tehlikeli bir konuydu, çok önem verilirdi. Bu konuda laf gelsin istenmezdi. 

 

Kadere bakın ki komşu kızı Zahide, bir gün bana öyle bir baktı, bir daha baktı ve ben ben olmaktan çıktım. Aşk denen sarhoşluğa teslim oldum. Onu düşünmeden edemez oldum. Saniyelerim, dakikalarım artık bana ait değildi. 

 

Zahide , bana öyle bir dert verdi ki inlemeler sızlanmalar benim hayatım oldu. Okul, arkadaşlar, öğretmenler, ders çalışmak bana çok anlamsız geliyordu. 

 

Neydi o iki gözün mahareti beni ateşlere salan. Öbür gözlerden farkı neydi? Bilmiyorum. Bildiğim ve yaşadığım tek gerçek, yaktı beni, alev aldım. “Su ver leylam yanıyorum. “ demeye gücüm yoktu. 

 

Anamın sözlerini düşündükçe çıldırasım gelir. Nasıl uzak durayım Zahide’mden. Ucunda ölüm olsa yine ile görüşürüm. 

 

Aşk köylük yer dinlemiyordu. Evimizin önünde oturmuş gece gündüz Zahide’yi gözlüyorum. Herkes farkında divaneliğimin perişanlığımın, ben hariç. 

 

Kafaya koydum, hayvan damına girip beklerim diye. Nasıl olsa gelir. Akşam üzeri düşündüğümü yaptım hayvan damına girdim. 

Kapı üstüme kapandı. Birisinin kapadığı kesindi. Benim buraya girdiğimi birisi görmüş yada hareketlerimden şüphelenen biri benim takip etmiş. Kapana kısıldım. Fena enselendim. Soğuk terler bastı bedenimi, buz kestim. Çığlık yok, gözyaşı yok. Tehlike çok büyük. Aklıma bin türlü, kan kokan feci senaryolar geliyor. 

 

 Dünyamın sonu olmalı. Cehennem hoş geldin diyordu sessiz karanlık. Alev sardı bedenimi. Kasvetli sarsıntılar hissettim midemde. 

 

Ben bu dama niye gelmiştim. Zahide ile buluşmaya. Zahide gelmedi ve kendisini bana göstermeyen birisi kapıyı üstüme kilitledi ve anahtarı çekip aldı. 

 

Akşam saatleri, beni tezgaha mı getirdiler? Zahide aracılığı ile kandırdılar mı? Gecenin karanlığını mı bekliyorlar beni parçalamak için?.. Neden yapmasınlar? Neticede kızlarının namusu söz konusuydu. 

 

Bedenimi iki kol, iki bacak, bir kafa ve iki gövde parçası olarak yediye ayırıp yedi beyaz torbaya koyarlar. Karanlıkta yedi kanlı torbayı kimselere gözükmeden götürürlerdi karanlık derelerin kuytu yerlerine gömmek için. Acaba başımı nereye gömerlerdi? Belki de bizim evin önüne bırakırlar babama hediye olarak. Yok yok öyle bir şey olmaz. Kafama bir şaplak attım kendine gel Baran, hayal kurmaktan vazgeç. Bekle hele.

 

Ayaklarıma bir sürtünme ve “miyav” sesi ile kendime geldim. Korkudan dikleşmiş saç kıllarım ve vücut tüylerim ile kedinin yumuşacık tüylerine dokunmak beni sakinleştirdi.  Kediye sarılmak istedim. Can simidi lazımdı. Bu evin kedisi olmalı. Hayatımın, son günlerimin şahidi. Mahkemede kediyi ifadeye çağırmak kimin aklına gelir ki! Gelse bile tercüman gerekir. Sakinleşince sağlıklı düşünmeye ve çıkış yolu aramaya verdim kendimi. Etrafı gözden geçirmeye başladım. Küçük pencereye gözüm takıldı. Umut ışığı gibi geldi. Ellerim tırnaklarım ile epey uğraştıktan sonra kan revan içinde pencereyi söktüm. Pencereden yan yan dönerek bedenimi aşağı sarkıtıp atladım ve kurtuldum. 

 

Ertesi sabah babam ile birlikte okula gidiyorum. Dün gece cehennem azabı çektiğim evin önünden geçiyoruz. Zahide’nin annesi, bana bakarak imalı sözlerle , “Ali dayı, dün bizim ahıra hırsız girmiş. Pencereyi söküp girmiş ve yine pencereden çıkmış. “

 

“Nasıl olur, bir şey çalmış mı? “

 

“Ne var ki! Ne çalsın. Bir şey almamış. Biz de bir şey anlamadık. Ahmak biri olmalı. “

 

Babam da, “Allah korumuş, komşum. Kapıyı pencereyi sıkı kapatın. Dikkatli olun. Şüphelendiğiniz bir durum olursa haber verin, yardım isteyin. “

 

Günler geçtikçe aşk acısı beni çıldırttı, başımı döndürdü, gözüm hiçbir şeyi görmez oldu. Zahide için ölecektim. Zaten her gün onu görmek, eline dokunmak, gözlerinde kaybolmak için ölüyordum. Korkmaya gerek yok. 

 

Gündüz evlerinde kimse olmaz düşüncesiyle arka pencereden evlerine girdim.  Zahide ile karşı karşıya geldim. Büyük çekim kuvveti, bizdeki korkuyu, tedbir almayı yok etti. Sessizlik içinde sarmaş dolaş, öpüşme. Uğruna ömrümü verdiğim, hatırladığım tek sahne. 

 

Bağırtılar, enseme sert bir darbe. Gerisini hatırlamıyorum. Kimseyi de görmedim. 

 

Uyandığımda evimizdeydim. Üzerimde bir battaniye, başımda sargı bezleri vardı. Babam, amcalarım ve abilerimin arasında salonda bir minderin üzerindeydim. 

 

Babam, “Uyandın demek. Evladım sen ne yaptın? Bizi de kendini de yaktın. Komşu kızını takip etmek, evine girip kıza saldırmak, namusuna göz dikmek. Nasıl yaparsın oğlum, nasıl?“

 

Amcam, “seni öldüreceklerdi. Adamlar haklı. Saatlerce yalvardık, yakardık. Sözler verdik. Öldük öldük dirildik. Çocukluğuna verin dedik. Şunu dedik, bunu dedik. Canını kurtardık. Allah etmesin bir kan davasının içine düşecek belki yurdumuzun yuvamızı terk edecektik. Neyse adamlar, akıllı davrandı da belayı ucuz atlattık. Sen terk edeceksin bu diyarı.“

 

Abim, “İstanbul'da kuzenleri aradım. Yerin hazır, otobüs biletin de alındı, hemen bu akşam yola çıkıyorsun. Orada sana bir tamirhanede iş bulurlar. Ömür boyu bu memlekete gelmeyeceksin. Adamlara bu konuda söz verdik. “

 

Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

“0kulum ne olacak?“ dedim. 

 

Babam, “Okul yok. Bitti o iş. Ne okulu? Sen işin ciddiyetinin farkında değilsin. Biz can derdindeyiz oğlum.“

 

O gece beni yolcu ettiler. Sabahın erken saatlerinde, İstanbul'da Zeytinburnu semtinde akrabalarımız yoksul tamirci çocukların arasına ben de katıldım. Çoğu ilkokuldan sonra gelmiş. İçlerinden en çok okuyan bendim. Lise birinci sınıftan terk.  

 

Kömür karası suratlar içinde parlayan bir çift göz artık bende de vardı. Yağlı tulumlar, yağlı yorgan yastık yataklar, kenarı ısırılmış ekmekler. Tenekelerde ısıtılan sıcak banyo suyu, elle yıkanan iç çamaşırlar. Tamirhanede günde oniki saat çalışma. Getir götür, bulaşıkları yıka, yerleri süpür, masayı hazırla, çay getir. Yeni hayatım aşağı yukarı böyle. Zahide aklıma geldikçe, gözlerim doluyor, bir hüzün basıyor gurbet elde. İlk kez anamdan, kardeşlerim ve babamdan ayrı düşmüşüm, o da beni yakıyor. Demek ben bu dünyaya yanmaya gelmişim. 

 

Üç ay sonra bir haber geldi: Zahide apar topar evlendirilmiş, komşu köyümüzdeki akrabası bir genç ile. 

 

Ben evlenmedim, evlenemezdim, Zahide’nin gözleri ve bakışları beni bırakmadı ki. Elli yaşımı buldum halen o gözler o bakışlar ile uyur uyanırım. 

 

İşte benim hikayem bu abi. Ben içmeyim de kim içsin? Yıllardır içerim, başka türlü uyku uyuyamıyorum. 

 

Köyüme hiç gitmedim. Gitsem başım belaya girer, ortalık karışır, kan dökülür. Çünkü kendimi tutamam. Gidip o gözleri görmem ve içinde kaybolmam duygusu çok güçlü, onu engelleyemem. Aradan çok zaman geçti, Zahide’nin beş evladı, dört torunu varmış. Bütün bunlar beni durduramaz. 

 

Köylük yerde aleni aşka yer yoktur. Kadını kızı insan yerine koymuyorlar ki aşkına saygı duysunlar.

 

Aşık mı oldun: acı var, çile var, tehlike var, ölüm korkusu, namus davası var. Aşkın heyecanı ne ki! 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 2212 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

AKP Nasıl Kazanıyor?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI