escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Hakan Muhtar

facebook-paylas
ÜLKEMİZDE KONUŞABİLENLER VE SUSTURULANLAR
Tarih: 17-03-2026 08:06:00 Güncelleme: 17-03-2026 08:06:00


Dünya dönüyor, takvimler değişiyor, teknoloji çağ atlıyor. Ancak bu toprakların kadim sancısı olan adalet terazisindeki dengesizlik bir türlü değişmiyor.

 

Bugün geldiğimiz noktada toplumsal manzara adeta keskin bir bıçakla ikiye bölünmüş durumda:

 

Bir tarafta fütursuzca konuşan, alkışlanan, çaldığı her kapıyı ardına kadar açık bulan imtiyazlı sesler; diğer tarafta ise haklılığı ortada olsa da sesi boğazına düğümlenen, nefes alması bile birilerine batan susturulanlar.

 

ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRSIZ SAHİPLERİ VE ŞEYTANIN AVUKATLARI

 

Bazıları için ülkemiz, sonu gelmez bir kürsüden ibaret. Onlar için fikir özgürlüğü, yalnızca düşüncelerini ifade etme hakkı değil; başkalarına dair kimi zaman en temel insani değerleri ayaklar altına alma imtiyazına dönüşmüş durumda.

 

Bakıyorsunuz, biri ekranlara çıkıp insanlık dışı fikirleri savunabiliyor. Bir başkası, en temel insan haklarının kısıtlanmasını savunarak kampanya yürütebiliyor. Tarihin en karanlık figürlerini ya da zulmü temsil eden güçleri öven sözler bile rahatlıkla dile getirilebiliyor.

 

Bu noktada ana akım medyanın pazarlama gücü devreye giriyor.

 

Ana akım medya için çoğu zaman kişilerin fikirlerinden çok imtiyazlı olup olmamaları önem kazanıyor. Çünkü kimin hangi kitleye nasıl sunulacağına dair çok iyi planlanmış bir strateji var. Hangi kişi hangi toplumsal kesime servis edilecekse, o kişi büyük bir ustalıkla toplumda söz sahibi bir “kanaat önderi” haline getiriliyor.

 

Sonuç mu?

 

Muazzam bir alkış tufanı.

 

Haber bültenleri onları “flaş gelişme” olarak sunuyor, sosyal medya algoritmaları bu fikirleri sürekli önümüze çıkarıyor. Onlar konuştukça takipçi sayıları artıyor; söyledikleri ne kadar uç olursa olsun görünürlükleri daha da büyüyor.

 

Çünkü onlar düzenin “makbul” sınırları içinde olduklarını biliyorlar. Bu sınırlar içinde kaldıkları sürece istedikleri kadar bağırabileceklerini, istedikleri kadar diğerlerini yönlendirebileceklerini düşünüyorlar.

 

Birileri bu ülkede çıtını bile çıkaramazken, birileri her konuda avazı çıktığı kadar konuşma ve toplumu yönlendirme hakkına sahip.

 

Televizyon kanallarını açtığınızda çoğu zaman aynı manzarayla karşılaşırsınız:

Her kanalın kendine ait “her şeyi bilen” yorumcuları vardır.

 

Suni tartışmaları çıkaran da onlar, tartışmayı yöneten de onlar, eleştiren de onlar, savunan da yine onlar.

 

Biri sağdan çeker, diğeri soldan, biri ortadan, biri keskin, biri ılımlı…

 

Böylece toplumun her kesimine hitap eden bir figür mutlaka sahneye çıkarılır.

Boşluk kalmaz. Fırsat kalmaz. Arda kalan çoğu insan ise konuşmaya cesaret bile edemez.

 

HAKİKATİN SESİNE ÇEKİLEN DUVARLAR

 

Diğer cephede ise bambaşka bir manzara vardır.

 

Orada “ötekiler” bulunur.

 

Haklı olmanın çoğu zaman hiçbir karşılığının olmadığı, adaletin yalnızca sözlüklerde kaldığı bir kesim…

 

Dünyanın en doğru sözünü söyleyin.

Uğradığınız haksızlığı belgeleriyle anlatın.

 

Eğer görünmez bariyerin dışındaysanız, sesiniz daha yükselmeden boğulabilir.

 

Bir tweet atarsınız; içinde yalnızca bir sitem ya da bir “neden?” sorusu vardır.

Dakikalar içinde hesabınız askıya alınır ya da görünmez hale getirilir.

 

Dijital dünya bile size dar edilir.

 

Çünkü sistem, çoğu zaman çıplak hakikatin sesinden korkar.

 

Yalanın gösterişli dünyası, doğrunun sade gücüne tahammül etmek istemez.

 

EĞİTİMİN VE EMEĞİN GASP EDİLEN ONURU

 

Somut ve daha acı örneklere bakalım.

 

Bir kadın öğretmen düşünün.

Hayatını çocuklara ve eğitime adamış. Ancak çalıştığı kurumda sistematik mobbinge maruz kalıyor.

 

“Mobbing görüyorum” demek aslında bir yardım çağrısıdır.

Ama bazen bu çağrı, sanki bir suçmuş gibi karşılanır.

 

Konuşması sorun olur, susması ise bir ömür sürecek bir yara.

 

Ya da yıllarca emek verip sınavlardan geçen bir öğretmenin kadrosunu düşünün.

Bir sabah bir bakarsınız, torpilli bir el uzanmış ve o kadro başka birine verilmiştir.

 

Liyakat yerle bir edilir.

Emek değersizleştirilir.

 

Hakkını aramak isteyen kişi ise çoğu zaman yeni soruşturmalarla, cezalarla ya da sürgünlerle karşılaşır.

 

Adeta şu mesaj verilir:

“Düzene itiraz etmeye cesaret mi ettin?”

 

ÇİFTE STANDART VE SESSİZLİK

 

Toplumda sıkça dile getirilen bir başka sorun da çifte standart algısıdır.

 

Kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda herkesin ortak bir hassasiyeti olması gerekir.

Ancak bazı durumlarda, failin kim olduğuna göre tepkilerin değiştiği düşüncesi toplumda yaygın bir eleştiri konusu haline gelmiştir.

 

Bir olay günlerce konuşulurken, başka bir olayın neredeyse hiç görülmemesi bu algıyı daha da güçlendirebiliyor.

 

Bu durum, adalet duygusunun zedelenmesine yol açıyor.

 

EFENDİLER VE KÖLELER DÜZENİNE “DUR” DEMEK

 

Tüm bu tablo bazı insanların gözünde şu soruyu doğuruyor:

 

“Toplum gerçekten eşit mi?”

 

Bir tarafta konuştuğu anda baskıyla karşılaşacağını düşünen insanlar,

diğer tarafta ise her platformda söz hakkı bulanlar…

 

Eğer bir ülkede bir kesimin sınırsız özgürlüğü, başka bir kesimin sessizliği pahasına büyüyorsa, o zaman gerçek bir adalet duygusundan söz etmek zorlaşır.

 

SESSİZLİK BİTMELİ, ADALET GÜÇLENMELİ

 

Hakkı söylemek suç olmamalı.

Mobbinge uğrayan bir kadının sesi duyulabilmeli.

Emek veren bir öğretmenin hakkı korunmalı.

 

Gerçek bir hukuk devletinde özgürlük yalnızca güçlü olanın değil, en zayıfın da sığınağı olmalıdır.

 

Toplumun huzuru, ancak herkesin kendini eşit ve güvende hissettiği bir ortamda mümkündür.

 

Bu nedenle amaç; daha fazla suskunluk değil, daha fazla adalet, daha fazla şeffaflık ve daha fazla eşitlik olmalıdır.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 1153 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI