Epstein Koalisyonu’nun İran’a açtığı savaşın yakıt fiyatlarını tavan yaptırdığı, Ukrayna’daki savaşın ise beşinci kışına girdiği bir dönemde Rusya–ABD ilişkisi, “barış” söyleminin perdelediği bir pazarlık zeminine kayıyor. Trump’ın 9 Ekim’de Putin’le yaptığı telefon görüşmesi bu kaymanın en somut göstergesi oldu. Görüşmeden savaşın sonu değil, dizel yakıt anlaşması çıktı.
Bir buçuk saat süren görüşmenin ardından Trump, Rusya’nın ABD ve dünya pazarlarına hemen 300 bin ton dizel sağlayacağını, Kasımda 500 bin ton, ardından da 1 milyon ton daha göndereceğini duyurdu.[1]Aynı gün ABD Hazine Bakanlığı, Rus dizelinin satışına ve ithalatına 7 Nisan 2027’ye kadar izin veren geçici bir genel lisans yayımladı. Yani Trump, kendi imzasını taşıyan yaptırımları delerek Moskova’ya, iki aydır beklediği ekonomik rahatlamayı verdi. Üstelik bu adım, Trump’ın “Rusya ve İran’a Yaptırım Yasası”nı imzalamasından yalnızca üç hafta sonra atıldı.[2]
Acelenin nedeni oldukça açık. ABD’de dizelin galon fiyatı 6,27 dolara dayanmış durumda ve İran’a açılan savaşın başlamasından bu yana yüzde 70 arttı. 3 Kasım’daki ara seçimlere kısa bir süre kala, Beyaz Saray’ın tek derdi yakıt fiyatları. Trump bu yüzden bir yandan Kiev’e Rus rafinerilerini vurmayı bırakması için baskı yapıyor, öte yandan Moskova’ya “petrol sat” diyor. Zelenski’nin anlaşmayı “Putin’e hediye” olarak nitelemesi ve Avrupalı yetkililerin sert eleştirileri Kiev’in ve Avrupa’nın bu pazarlıkta masanın dışında bırakıldığını gösteriyor.[3]
Kremlin’in temsilcisi Kirill Dmitriyev ise anlaşmayı “model” ilan etti. Dmitriyev, enerji ve yatırım alanlarında ABD ile ekonomik iş birliğini sürdüreceklerini, yaptırımların en çok Amerikan çiftçilerine ve halkına zarar verdiğini de Washington’a anlatmaya devam edeceklerini söyledi.[4]Moskova bu anlaşmanın, savaşın bitirilmesi şartına bağlanmadan yapılmış olmasından memnun. Böylece hem ablukada gedik açıyor hem de en önemli gelir kaleminden mahrum kalmıyor.
Savaş cephesinde tablo değişmedi. Putin Trump’a, Ukrayna’nın Moskova’ya ve seçim sandıklarına yönelik dron saldırıları nedeniyle üçlü müzakerelerin hemen yeniden başlamasının mümkün olmadığını söyledi. Kremlin danışmanı Uşakov’un aktardığına göre Putin, hedeflerine ulaşılana kadar savaşın süreceğini de vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı Rubio, savaşın “tehlikeli bir çıkmaz”da olduğunu kabul etti. Trump ise suçu, seçim yapmadığı için Zelenski’ye yükledi ve Putin’in anlaşma istediğini yineledi.[5]
Bu arada diplomasi trafiği hız kesmiyor. Aynı gün Miami’de Witkoff’in başkanlığında Ukrayna ve Avrupa heyetleriyle altı saat süren görüşmeler yapıldı, ancak bir açıklama yapılmadı. Witkoff ve Kushner’in önümüzdeki iki hafta içinde Moskova’ya gitmesi bekleniyor. Trump yönetimi ara seçimlerden önce bir diplomatik atılım istiyor. Dolayısıyla bu trafik, barıştan çok seçim takvimine bağlı bir gösteri.[6]
İlişkinin bir başka yüzü de güvenlik kanallarında görülüyor. CIA Başkanı Ratcliffe, ağustosun sonunda sadece sekiz saat süren bir ziyaretle Moskova’ya gitti. Bu, bir CIA başkanının Rusya’ya 2021’den bu yana yaptığı ilk ziyaretti. Kremlin bu görüşmenin “istihbarat servisleri arasındaki temas” olduğunu doğruladı.[7]Bu hamle, Washington’ın siyasi söylemi ne olursa olsun Moskova ile gizli kanalları açık tuttuğunu, hatta bunları genişlettiğini gösteriyor.
Nükleer silahlar alanında ise durum daha kaygı verici. Son bağlayıcı silah kontrolü anlaşması New START 5 Şubat’ta sona erdi. Putin’in bir yıllık uzatma önerisini Trump kabul etmedi ve Çin’in de dahil olduğu “yeni ve modern” bir anlaşma istedi. Aralarında gayriresmî bir uyum konusunda anlaşıldığı bildirilse de bugün iki ülkenin stratejik cephaneliklerini sınırlayan hiçbir bağlayıcı belge yok.[8]Yani iki taraf ticarette uzlaşma sinyali verirken, dünyayı birkaç kez yok edebilecek silahları denetimsiz bırakıyor.
Bu yakınlaşmanın arkasında İran savaşı da yatıyor. Putin, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a savaşın bitmesi için “her şeyi” yapacağını ve arabuluculuğa hazır olduğunu söylerken, Kremlin’e göre Trump Rusya’nın savaşın çözümüne katılmasını memnuniyetle karşıladı. İki liderin de kasımda Çin’de yapılacak APEC zirvesine katılmaya ilgi duyduğu açıklandı. Böylece Moskova hem Washington’a hem de Tahran’a “arabulucu” olarak görünerek pazarlık gücünü artırıyor. Trump ise Epstein Koalisyonu’nun (ABD ve İsrail) açtığı savaşın faturasını hafifletmek için Rusya’nın enerji kapasitesine ihtiyaç duyuyor.
Bütün bu tablo, Rusya–ABD ilişkisinin ne “yeni bir dostluk” ne de “yeniden Soğuk Savaş” olduğunu gösteriyor. Bu ilişkinin niteliği, krizdeki iki kapitalist devletin çıkarlarının kesiştiği yerde pazarlık yapması, ayrıştığı yerde ise birbirini zayıflatmaya çalışması olarak özetlenebilir. Trump, yaptırımları “kaldırılabilir” bir pazarlık kozuna çevirirken, Moskova enerji kozunu hem Washington’a hem de Avrupa’ya karşı baskı aracı olarak kullanıyor.
Bu pazarlığın bedelini emekçiler ve halklar ödüyor. Ukraynalı ve Rus emekçiler savaşın yükünü taşırken, Amerikalı emekçiler yakıt faturasıyla, Avrupalı emekçiler ise silahlanma bütçeleriyle karşı karşıya. Dizel anlaşmasında kazananlar ise enerji tekelleri ve seçim kaygısındaki iktidarlar oluyor. Dolayısıyla çıkış, Washington–Moskova hattındaki telefon trafiğinde değil, savaşa ve militarizme karşı ülkelerin emekçilerinin ortak ve örgütlü mücadelesinde aranmalıdır.
[1] https://www.aljazeera.com/economy/2026/10/9/trump-announces-russian-diesel-deal-amid-soaring-us-fuel-prices
[2] https://www.kyivpost.com/post/86665
[3] https://www.aljazeera.com/news/2026/10/10/putin-tells-trump-peace-talks-are-unlikely-cites-ukraine-drone-attacks
[4] https://boereport.com/2026/10/14/diesel-deal-opens-way-for-more-russia-us-cooperation-kremlin-envoy-says/
[5] https://www.aljazeera.com/news/2026/10/10/putin-tells-trump-peace-talks-are-unlikely-cites-ukraine-drone-attacks
[6] https://www.kyivpost.com/post/86702
[7] https://www.cfr.org/articles/making-sense-of-john-ratcliffes-trip-to-moscow