bursa escort bursa escort bayan bursa escort bayan bayan bursa escort bursa escort bayan escort bayan escort bursa
escort bayan escort escort istanbul taksim escort escort mecidiyeköy kadiköy escort beylikdüzü eskort
escort sakarya gebze escort türkbükü escort
> illegal bahis sitesi
Bugun...


Fatih Akbulut

facebook-paylas
GÜNLÜK YAŞAM VE SEÇİM- 3
Tarih: 02-08-2014 14:56:00 Güncelleme: 09-08-2014 10:47:00


Neymiş efendim halk(lar) demokratik bir şekilde cumhurbaşkanını ilk kez seçecekmiş. Demokrasi sandık demekmiş. Evet doğru, yalan söyleyen kimse ölmüyor. Ama yalan söyleyen yüzünden bir sürü masum ölüyor. Yıllardır lider sultası altında yaşayan insanların önüne, sandık " kırk katır mı kırk satır mı? " dayatmasıyla konmuyor mu? Ve bir de ardından, sandığa gitmek vatandaşlık borcudur, ödevidir denmiyor mu, insanın çıkıp ortaya göbek atası geliyor. Hangi demokrasi? Demokrasi diyenlerin hepsi başta anayasası olmak üzere siyasi partiler, seçim yasaları, seçim barajı, insan hak ve özgürlükleri konusundaki yasalar, işçi sağlığı ve güvenliğinden tutun da sağlık yasalarına kadar en temel yasaların demokratik olmadığını söylerken bu aldatmacaya biz milyonlar nasıl kanıyoruz ki?

İşte bu ortamda yapıldı geçmişteki seçimler ve bu ortamda yapılacak belki de nice seçimler. Gerçek bir demokrasinin olmazsa olmazları olan bu yasalar yaşamın somutları olmadan yapılacak her seçim sadece liderlerin gösterdiklerini seçmekten öte geçmeyecek ve bu da hep ehven-i şer üzerinde sürüp gidecektir.

Ancak hepimizin de kabul ettiği içinde bulunduğumuz gerçeklikler var; ülke giderek daha büyük karmaşalara ve baskı ve tek adamlık devrine doğru gidiyor. Yıllarca vesayet, darbe, anarşi, bölünme korkusu, ekonomik çöküş altında inim inim inleyen bir insanlar topluluğu iken şimdi artık George Orwell'in 1984'üne doğru gidişin ayak seslerinin bunlara eklenmesiyle korku ve ürküntülerimiz katlanmış durumda. Buna dur diyecek, ülkede hepimizin gerçek demokrasinin ( ezilenin ezilmekten kurtulduğu, ezenin ezmekten utandığı ve vazgeçtiği, insanların daha eşit, daha özgür, daha yaşanılabilir bir çevrede soluk aldığı, yoksulluğun kader olmadığı, sömürünün yokolduğu bir dünya düzeninin) kurulması özlemi herkeste yok mu?

Ütopya gibi gözükse de bunun insan doğasına en uygun yapı olduğunu kim inkar edebilir? Bunu başarmak, ancak bireyselliğin bir araya gelerek bütünleşerek, dayanışarak kitleselik kazanmasıyla olacağı da sosyolojik bir gerçekliktir. İşte bu sosyolojik gerçekliği bu seçimde de yitirdik gibi gözüküyor.

Muhalefetin en büyüğü olarak CHP'nin MHP'yi destek olarak yanına çekecek ve günlük politikanın gereğiymişcesine ılımlı İslam tabanlı bir aday göstermesi yerine, böyle anti-demokratik seçimlerin meşruiyetine son verecek seçimi boykot etmesi gelecek açısından çok daha yararlı olacaktı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Hatta genel seçimlere bir kala, sine-i millet seçeneği bile düşünülmeliydi belki de. Bunu yaparken MHP'nin gerçek tavrı ve geçmişte AKP'ye değnek olma durumunu da test etmiş olurdu bu halk. Hele bu protestoya MHP'nin de ikna edilmesi %40'ın üstüne çıkacak bir protesto ile ülkeyi bambaşka umutlara sokardı kanımca.

Bunu, tam da yaşamın matematiği içinde düşündüğümü söylemek istiyorum. Şöyle ki: Eğer çok büyük anomaliler (seçime katılımın düşük olması ve geçersiz oyların çokluğu) olmazsa ilk turda hiçbir adayın seçilemeyeceğinde herkes hem fikir gibi. Ya ikinci tur? Seçimin gerçek belirleyicisi olacak olan BDP/HDP ve %3'lük oyuyla Fazilet Partisi(FP) unsurlarının her iki adaya destek vermeme ilanından sonra sandığa gitmeyecekleri veya geçersiz oy kullanacakları düşünülürse, bu durumda zaten RTE'nin ikinci turda seçilmesi garanti gözükmektedir. Kürt açılımı ve FP ile AKP'nin aynı gömlekten gelmesi nedeniyle bu çıkarsamanın yanlış olamayacağını söylemek saçma olmaz sanırım. Bu hesap yeni ortaya çıkmış bir hesap olmadığı gibi çok da basit ve ülke gerçeklerine uyan bir hesaptır. Kısacası, seçime katılımın ve/veya geçersiz oy miktarının artması durumunda RTE’nin seçimi kazanacağını İstatiksel verilerin gösterdiğini bilmeyen kaldı mı ki? İşte bu iki partinin bu seçimi ikinci turda boykot etmesi karşısında zaten çatı adayının şansının kalmayacağı ayan beyan ortada değil midir?

Doğal olarak seçimin büyük kitlelerce protesto edilmesine karşı,  RTE'nin " yenileceklerini bildikleri için seçimden kaçtılar " şeklinde geliştireceği "meşruiyeti sağlama" söylemlerini bertaraf etmek ise, güçlü bir muhalefet ile çok da zor olmazdı, hem iç hem de dış kamuoyu nezninde. Bu anda “ Nerede o muhalefet? “  diyen sesleri duyar gibi oluyorum.  Buna yanıtı ise zaten o kitleleri protestoya sürükleyebilen muhalefet çoktan ve çok rahat yapmış olur ve bu soruda boşluğa düşeceği için hiç sorulmamış olurdu.

Meşruiyeti büyük protesto ile sorgulanır hale gelen böyle bir seçim sonucunda, zaman içinde de eğer söylendiği gibi tek adamlık ve tek adam vesayeti gerçekLeştiği takdirde, zaten sosyal çelişkiler toplumu yeni çözümlere gebe bırakacak kadar keskinleşecek ve yeni çözümleri dayatacak anlamına gelecektir. Meşruiyeti olmayan bir seçimin karşısında dikilecek % 40’ın üstündeki kitlelerle çok daha rahat denetim mekanizmaları çalıştırılıp demokrasinin önü açılabilir kanımca. Yani zaman doğanın diyalektiğini çalıştıracak ve çözümler zaman içinde gelecektir.

Ancak, geçmişe yönelik test dahi edilemeyecek bu öngörülerimizin kafa karışıklığını artırmak amaçlı olmadığını sadece fikir jimnastiği yapma ve geleceğe bir kandil ışığı amaçlı olduğunu söylemeliyim.  Peki, şu anki gerçeğe dönüp ne yapılabilir diye sorarsak? Bu durum AKP, BDP/HDP, RP açısından hiç de kafa karışıklığını gerektirecek durum değildir diyebiliriz tereddütsüz. Onlar çok rahattırlar geçmişleri ve gelecekteki beklentileri çerçevesinde. Rahatsızlık CHP'nin tabanındadır. Yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal deyişindeki ikilem içinde ne yapacağını bilmez haldeki bu insanlar, parti ve partililerde kaygı yaratmaktadırlar. Ya gidip RTE'nin önlenemez yükselişine dur diyeceklerini düşündükleri şekilde oy verecekler veya sandığa gitmeyip RTE'nin ekmeğine yağ süreceklerdir bu tabanın çoğunluğunun düşüncesine göre.

MHP'nin tavrı parti olarak belli olmasına karşın tabanının diğer partiler gibi kemikleşmiş şekilde parti politikasını desteklemediği çokça dillendirildiğnden onların da kafalarının karışık olduğunu söylemek saçmalamak olmaz galiba.

Seçim propagandalarının siyasetin tüm eksileriyle gözümüzün önünde sürdüğü bir süreçte,  CHP-MHP çatı adayının Özal'ın mezarında gözyaşı dökmesi zihniyet olarak onun da RTE’den hiçbir farkı olmadığının en büyük kanıtıdır bana göre. Her ne kadar tarafsız, ne kadar diplomat inceliği, ne kadar hazır cevaplık yeteneği olursa olsun, ülke insanına hitap edecek belagat ve hitabet ve ülkenin insanını tanımamaktan dolayı zorlanacak olan bir adayıdır çatı adayı.

Üstelik seçilse bile gelecek süreci çok olumlu olarak etkileyebileceğini düşünmüyorum açıkçası. Hele bu çirkin siyaset koşulları içinde etraftaki danışman sürüsünün etkisi ile bir sürü hatalar da yapacaktır. Geçmişteki bir reklamda söylendiği gibi " yok birbirimizden farkımız ama..... " sloganı geliyor aklıma.

Normal koşullarda  " kesinlikle ben oy vermeyeceğim, veren CHP'liler de çok büyük yanlış yapıyorlar..." diyebileceğim  birisi olmasına karşın herkesin kendi dünya görüşü ve algılayışı çerçevesinde vicdanının sesini dinleyip o şekilde oy vermesi benim önerim olacaktır. Her ne kadar seçimin sonucunun ne olacağını yüzde yüz kestirilemese de ilk tur seçimin sonuçları çok önemlidir. En azından ikinci tura ( eğer olursa) ilk turun sonuçlarına göre yaklaşılmalıdır. Ben bu sonuçlara bakarak karar vermek istiyorum.

Bu söylediğim hiç bir şekilde olumlu veya olumsuz olarak yorumlanmamalıdır. Bu ülke ne badireler atlatmıştır bu bağlamda; bu ne ilk anti-demokratik seçimdir ne de son. Onun için kimseyi aymazlık, vatan hainliği ve/veya başka şekilde suçlamamak gerekir. Herşeyden önce, şimdilerde herkesin lanetlediği bir dönem olan 12 Eylül Anayasasına %90'nın üstünde oy vemiş bir ülkenin insanları ve çocuklarıyız. Üstelik bu insanlar, 1923'ten sonra doksan yıldan fazla gizli açık inandıkları yolda azimle çalışmış, çabalamış ve karşı-devrim süreci olarak adlandırılan bu süreci din faktörünü ve ezilmişlikle beraber çok iyi kullanarak ve halen de kullanmakta olarak iğne ile kuyu kazarcasına değerlendirmişlerdir.

Gelişen teknolojilerle süreçler kısalacağı için artık gerçek demokrasinin (gönlümde yatan sosyalizmin) kazanılması için belki de bu denli uzun olmayacak süreçler için hazırlanmak gerekmektedir. Futbol fanatiklerinin, her yenilen takımın futbolcusundan maç sonrası duydukları o klasik söylemi burada yinelemek gerekmez, değil mi?

Neyse biliyorum çoğu zaman parmaklara klavyenin bile isyan ettiğini hissederken, okuyanın nasıl isyan edeceğini de düşünmek gerekir galiba... Ancak şunu söyleyeyim: " Yılmak yok, esas mücadele şimdi başlıyor..."

İlk yazı ve ilk paragrafta yazdıklarımı zaten unuttuğunuz için kendimi suçlu  hissedecek sorular sormayacaksınız eminim... Ama ben anımsatayım bir itiraf daha olması için: Yine şiir yok, yine sanat yok, yine sinema yok, yine duygular yok tartışmamızda... Affola; gelecek günlerde daha aydınlık umutlarda, aşkla, sevdayla diyelim. Umarım hepimiz bayram tadında bayram geçirmişizdir....

Ziverbey  27.Temmuz.2014

 

Bir ateş yanıyor meydanda,

Sazlar çalıyor

Direnişe;

Ve isyana dair

Tüm yumruklar;

Dökülen kanlar destan yazmakta

Gepgenç;

Sekiz, on, yüz, onbin,

Sayılar anlanmını yitirmiş,

Kenetlenmiş eller,

Kenetlenmiş yürekleri taşıyor,

Geleceğin özgürlüklerine...

Ziverbey   23.Mart.2014



Bu yazı 5518 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

AKP 17 yılda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde ne kadar yolsuzluk yapmıştır?


HABER ARA
YUKARI