Bugun...


Bülent Bakan

facebook-paylas
Küratörler Uzaylı
Tarih: 22-08-2021 12:24:00 Güncelleme: 22-08-2021 12:46:00


 

 

 

Bir uzaylı olduğum konusunda her daim şüphe duyarım ama küratörlerin uzaylı olduklarından hiç şüphem yok. Nasıl vardım böyle bir kanıya. Aralarında kullandıkları şifreli dilden. Uzun yıllardır takip ederim ve arada sırada onlar ile çalışma şansım olur. Gözlemlediğim şey hibrit bir dil kullandıklarıdır. Ne dediklerini anlamak için bir tercüman gerekir. Bu girişte problemli birçok nokta var. Hepsini açmak gerekecek. Önce uzaylılardan başlamak daha eğlenceli olacaktır. Küratörler beklesin biraz.

 

Uzaylılar ile ilgilenmeye erken yaşta başladım. Babam yetenekli bir oto elektrikçisiydi ve ben de bir dönem yedek parçacılık yaptım. Sanat ile ilgilenmek kadar ilginç olduğuna kalıbımı basarım. Bu kalıp meselesini de açmak gerek. Bedri Rahmi’nin elleriyle yaptığı kalıpların sergilendiği bir müzenin olmaması bizim kalıbımızın bozuk olduğunun göstergesidir. Yine uzaylı damarım tuttu.

Çok uzun zaman önce, çok uzak bir galakside arabalara bayılırdım her çocuk gibi ve bir kitap ya da oyuncak görsem delirirdim. İyi bir otomobil kitabı bulmak ve araba koleksiyonu yapmak mümkün değildi çünkü ortalıkta ikisi de yoktu. Sonuçta ’Tanrıların Arabaları’ kitabını görünce antika uzaylılar ile ilgili olduğunu anlamayacak kadar uzaktım konuya ve ilk defa Erikli Van Daniskası sayesinde tanıştım uzaylılar ile. Sonrasında Yıldız Muharebeleri, Uzay Otobanı ve Ay Üssü Alfa Romeo ile devam etti bu ilgi. ET ve sonrası bilimsel literatür taraması, 51. Bölge ve UFO insan kaçakçılığı hikayeleri de arkasından geldi. Önlemeyen kaçak çay, sigara, uyuşturucu, beyaz kadın ve insan kaçakçılığının uzaylıların elinde olduğuna dair kesin yargıya varmam ile devam etti. Anladınız herhalde çocukken henüz ergen olmadan uzaylılar tarafından kaçırılmış, kolumun bacağımın bir tarafına takip cihazı yerleştirilmiş, üstüne çipli aşılar ile uzaylılaştırmış olmam tesadüf değil.

İşte bu kişisel deneyimlerden çıkardığım sonuç, kimseyle paylaşmayın ama küratörler kesin uzaylı. En azından uzun bir süredir ben böyle düşünüyorum. Şifreli konuşuyor, şifreli mesajlaşıyor ve şifreli işler yapıyorlar. Bu cümle benim paranoyak olduğumu gösterebilir ama bu küratörlerin uzaylı olmadığı anlamına gelmez.

Eylül ayında açılacak İstanbul Bienalinin 3 uzaylı küratörü var ve kullandıkları dil galaksiler arası kabul görmüş bir dil. ‘Pandemiyle birlikte toplumsal ve çevresel sorunların tırmanışına da tanıklık ettiğimiz bu dönemde…’ diye başlıyor küratöryal metin. Toplumsal ve çevresel sorunlar devam edecek, sırada depremler, seller, toprak kaymaları, toprak el değiştirmeleri, gayrimenkul sataşmaları, volkanik hortlamalar var; Daha durun ne gördünüz ki! diyor Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh’lerin tercümesi.

“İnsan türünün yol açtığı bu sağlık krizi, hem derin bölünmeleri hem de toplumsal ve ekonomik yaşamı düzenleyen normların sürdürülebilir olmadığını gözler önüne serdi. Böyle bir dönemde bir güncel sanat bienalinin amacı ne olabilir?” Sağlık krizine yol açanın insan türünden olduğu kesin de hangi tür olduğunu buraya yazmak pek uygun düşmez. Pas geçip sorudan başlarsak uluslararası güncel sanat platformlarının sahip oldukları sonuç üretme potansiyelini gözden geçirmemizi sağlayabilir bu bienal diyelim. Nelerin sürdürülebilir olmadığı konusuna girersek sabaha kadar yazmak gerekir ki bilim ve sanatın bienalize edilmesinden ortaya çıkan uyku hali nedeniyle duvara toslar bizim oto-moto-mobil. Bu arada otomotiv literatürü çok zengindir. ‘Küratör’ yerine platin, buji, meksefe, distribütör, karbüratör kelimesi fena olmazdı. Karbüratör çok uygun bir isim. Uzaylı damarım kabardı yine konuya dönelim tekrar.

“Sanat, toplumsal söylemin kelime dağarcığını tazeleyebilir; gezegendeki krizin şiddet ve karmaşıklığının iyice arttığı bu zamanda yeni düşünce yolları açabilir.” diyor Ute Meta Bauer, Amar Kanwar, David Teh. Dikkat çekici olan nokta ise krizin, şiddetin ve karmaşıklığın azaltılması, tansiyonun düşürülmesi ile ilgili bir çabadan bahsetmiyor. Yeni kıtadaki bir at sineğinin kanatlarının burada yarattığı kaosu bienalde sergilemek onu çözmez, kaosu gündelik hayatın içine sıkma zeytinyağı gibi sızdırır. Sonrasında baltayı dalın bildiğimiz noktasına vuruyor ve ‘Bir kompost mekânı olarak bienal’ diyerek kompost kelimesini sanat tarihi dağarcığına dahil ediyorlar. Kompost kokarcalı bir uygulamadır, başarması oldukça zordur. ‘Pek çok farklı organik atığın bir araya getirilerek çürütüldüğü doğal bir gübreleme yöntemi olan kompost’ ile bu bienalde karşılaşmak beni şaşırttı mı? Tabii ki şaşırtmadı. ‘Gel Vatandaş Küresel Kompostlaşma Başladı.’ demek hiç de yanlış olmaz. Pandemi sonrası çözülme ile ortaya çıkan Küresel Organik Atıkların nasıl bir organik atık olduğunu anlamak ise zor değil.

 

Küratoryal ekip: “Bienal, bir süre daha, ne vereceklerini görmek üzere tohumların ekildiği, filiz verenlerin başka toprağa taşındığı, yetiştirildiği ve gübrelendiği bir fidanlık işlevi görmeye devam edecek” deyip küresel bienallerin on yıllık programını açığa çıkarıyor ve bu bienal için birbiriyle iç içe geçen altı ekseni açıklıyor: Jeo-poetika/Temel Politika, gezegenin temel kaynakları için verilen mücadeleler, Haberler ve Pedagoji bilginin özelleştiği bir çağda bilgi edinme ve eğitim süreçlerinin işleyişi. Kadim Çözümler ekseni, günümüzün çetin sorunlarına, modernitenin bir kenara ittiği, çizgi dışında kalan pratikler. Sinestezi, farklı sanat formları ve disiplinler arasındaki duyumötesi (An)arşivleme, geçmişten gelen kaynakları kullanıma sokmak.

 

Farklı Tür ile İlk Temas gerçekleşmiş olabilir. Uzaylılar aramızda. İşte bu galaksiler arası yabancı dili anlamak mümkün değil. Küratörlerin uzaylı olduklarını gösteren delil tam olarak bu dilde gizlidir. Jeopolitik ile sanatın ne ilgisi olabilir? O nedenle jeo-poetik deyip yanına da temel politikayı sıkıştırdık mı alo, alo, alo, galaksiler arası karbüratörle mi görüşüyorum. Kadim çözümler deyince Homo Sapiens Tarihi bize kadim çözümlerin neler olduğuna dair yeterli veriye sahip. Duyum ötesine geçemediğim için bu şifreyi çözemedim ama an arşivlemeden de bir şey anladığımı söyleyemem. Bu şifreyi çözsem zaten bu yazı ortaya çıkmazdı. Çoktan bienaldeydim.

 

"Bu bienal tatlı, olgun meyvelerle kaplı ulu bir ağaç olmak yerine kuşların uçuşundan, bir zamanların bereketli denizlerinden, yerküreyi yavaşça yenileyen ve besleyen kimyadan bir şeyler öğrenme arayışında. "

 

Tatlı, olgun meyvelerle kaplı ulu ağaçlar en son yangında kül oldukları için doğanın yeniden uyanışında ortaya çıkan kimyayı gözlemliyoruz ama bienallerin olgun meyvelerle kaplı bir meyve ağacı olmadığını itiraf etmesi takdire şayan bir dürüstlük olarak bizden on puan aldı.

 

 "Belki bu bienal büyük bir toplanma ya da tek bir zaman ve mekânda yapılan planlı bir buluşma değil, bir dağılma, gözden uzak bir mayalanmadır."

 

Bienaller gözden uzak olmayan ortada olan bir mayalanmadır da göle çalınan acı soslu bir mayasıdır.

 

"İplikleri bir araya gelir, çoğalır, ayrılır, gürültülü bir zirveye ya da nihai bir düğüme ulaşmadan yer yer kesişir. "

 

Gürültülü bir zirve olma özelliği kesindir bienallerin.

 

"Bırakın bu bienal de kompost olsun. Vaktinden önce başlayabilsin, bittikten çok sonra da devam edebilsin."

 

An itibariyle kürenin koskoca bir tezek tarlasına dönmüş olması tesadüf değil. İkinci büyük savaşından sonra etik olmayan bilimin ve butik olmayan sanatın yaptıkları zaten biliniyor. Küresel Bienallere ait malum çürük yumurta kokusu ile isim çok uymuş. Bir tezek türü olarak kompostun kokusunu yapmayan bilmez. Aslen bir tezek türü olan musilajın Marmaraya yaptıklarından sonra bienal mekanı olarak Marmara Tezek Tarlasının seçilmemiş olmasına çok üzüldüm.

 

Neyse ben Sarı Öküz’ün yerine gelen Osman Aga’nın yanına gideyim de uzaylıların Tezek Tarlasına inişini beklemek üzere Güllü’nün memelerinin altındaki sotede yerimi alayım artık. Uzaylılar her an gelebilir. Bu Güllü de uzaylı olabilir. Onun da dediklerini anlamıyorum. Hay bin köfte…

 

NOT: Fotoğraflar Bülent Bakan’a aittir. Copyrightlıdır. İzinsiz Kullanılamaz.



Bu yazı 3714 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI