Batı Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı, yıllardır Türkiye ekonomisine sağladıkları döviz katkısına rağmen sistematik bir ekonomik sömürü düzeninin parçası hâline getirildiklerini dile getiriyor.
Gurbetçilerin birikimleri geçmişte “İslami holdingler” adı altında toplanarak buharlaştırıldı; Deniz Feneri skandalı ve benzeri dolandırıcılık vakaları ise hâlâ hesap verilmemiş karanlık başlıklar olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Uzmanlara göre, dini ve milli söylemler üzerinden kurulan bu yapı yalnızca geçmişte kalmadı; bugün de farklı biçimlerde devam ediyor.
Ticaret, yatırım ve “hizmet” adı altında Avrupa Türklerinin hedef alındığı, sistematik bir güven istismarıyla karşı karşıya bırakıldığı yönündeki şikâyetler artıyor.
Ekonomik baskı bununla da sınırlı değil.
Bedelli askerlik ücreti yıllar içinde sürekli oynatılarak bugün 8500 euro seviyesine çıkarıldı.
Buna Türkiye’deki harcamalar eklendiğinde toplam maliyet 15.000 euroya kadar ulaşıyor.
Avrupa’da ağır şartlar altında çalışan, hem yaşadıkları ülkede hem de Türkiye’de aile yükü taşıyan vatandaşlar için bu tablo açık bir ekonomik zorlamaya işaret ediyor.
Türkiye’deki yüksek enflasyon ve kontrolsüz hayat pahalılığı ise gurbetçilerin memleket ziyaretini fiilen lüks hâline getirmiş durumda.
Dört kişilik bir ailenin Türkiye’ye yapacağı bir seyahatin maliyeti 10.000 euroyu bulurken, aynı ailenin Yunanistan’da bir ay tatil yapabilmesi yaklaşık 5.000 euroya mümkün olabiliyor.
Bu çarpıcı fark, gurbetçilerin Türkiye yerine alternatif ülkelere yönelmesine neden oluyor.
Ulaşım maliyetlerindeki artış da tabloyu ağırlaştırıyor.
Yaz sezonunda uçak biletleri kış tarifesinin üç ila dört katına çıkarken, dört kişilik bir ailenin sadece ulaşım için ödemesi gereken tutar 3500–4500 euroyu buluyor.
Karayolu seçeneği ise sınır kapılarında saatler süren beklemeler, güvenlik riskleri ve ciddi fiziksel yıpranma anlamına geliyor.
Ortaya çıkan tablo net: Batı Avrupa Türkleri yalnızca ekonomik bir kaynak olarak görülüyor ve bu yaklaşım sürdürülebilir olmaktan uzak.
Uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, devletin bu duruma karşı artık gecikmeden somut adımlar atması gerektiğini vurguluyor.
Aksi hâlde, Türkiye ile gurbetçiler arasındaki ekonomik ve duygusal bağın geri dönülmez şekilde zayıflaması kaçınılmaz görünüyor.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız