2022’de Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes dört yıl boyunca kâğıt üzerinde de olsa Yemen’i bölgesel savaşların dışında tutmuştu. Fakat Suudi Arabistan destekli güçlerin İran’dan gelen bir heyeti taşıyan uçağın inişini önlemek için San’a havalimanının pistini vurmasıyla ateşkes sona erdi. Ensarullah hareketinin bu saldırıya verdiği yanıtla Yemen günler içerisinde Epstein Koalisyonu’nun (ABD ve İsrail) Şubat ayından bu yana İran’a karşı sürdürdüğü savaşın bir cephesine dönüştü.
Ensarullah’ın Zaferi
San’a havalimanına düzenlenen saldırının ardından Ensarullah, Suudi Arabistan’ın Abha havalimanını vurarak karşılık verdi ve Kızıldeniz’le Babülmendep’te Suudi gemilerine yönelik bir abluka ilan etti. Ensarullah güçleri Aramco’nun kıyı tesislerini ve Suudi petrol sevkiyatını vurarak, İran’a karşı sürdürülen savaşın bedelini yalnızca Tahran’ın değil, bu savaşa destek veren bölge rejimlerinin de ödeyeceğini gösterdi.
Buna karşılık Suudi destekli güçlerin “San’a’yı geri alma” iddiasıyla bir karşı saldırı başlatması ise hem savaşın boyutunu hem de seyrini değiştirdi. Saldırıya güçlü şekilde karşılık veren Ensarullah güçleri, Babülmendep’e doğru ilerlemeye başladı. Suudi Arabistan’ın başta el-Cevf’te bir cezaevi olmak üzere çeşitli sivil hedefleri hava bombardımanına tutması ilerlemeyi durduramadı ve Moha ile boğazın ortasındaki Meyyun Adası’nın ele geçirilmesiyle Ensarullah güçleri Babülmendep’in tamamı üzerinde denetim kurmayı başardı.
Bölgedeki Etkileri
Ensarullah güçlerinin kazandığı zafer, bölgedeki güç dengesini de etkiledi. Ağustos ayı başında imzalanan ve Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırıyı Türkiye ve Pakistan’a yönelik bir saldırı sayacak olan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, Pakistan Savunma Bakanı’nın destek açıklamasıyla ilk kez fiilen gündeme geldi. Fakat aynı zamanda bu açıklama Riyad’ın kendi başına Ensarullah’a karşı bir askeri üstünlük kuramadığının da bir itirafıdır. Öte yandan Suudi Veliaht Prensi’nin bizzat Trump’ı arayıp doğrudan askeri müdahale istemesi ise Riyad’ın bu anlaşmaya ya da bölgesel müttefiklerine güvenmek yerine yine Washington’ın gölgesine sığınmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Ensarullah’ın Babülmendep boğazının kontrolünü ele alması, işgalci ve soykırımcı İsrail’in planlarına da darbe vurdu. Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıyan ilk ülke olan İsrail, Aden Körfezi’nin tam karşı kıyısında bir dayanak edinmekle birlikte Haziran 2026’da bir istihbarat üssü açıp Berbera limanında tam teşekküllü bir askeri üs için görüşmeler yaparak Ensarullah güçlerini kuşatmayı ve yok etmeyi planlıyordu. Fakat Ensarullah’ın hem boğazın kontrolünü hem de boğazın tam ortasındaki Meyyun Adası’na Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail savaş uçakları için inşa ettiği pisti ele geçirmesi, işgalci ve soykırımcı İsrail’in bölgeye dair planlarının suya düştüğünü ortaya koyuyor.
“Ekonomi”
Ensarullah güçlerinin Babülmendep’in tamamı üzerinde denetim kurmasının bir diğer etkisi de “ekonomik”tir. İran’ın Hürmüz boğazını kapatmasıyla zaten daralan Suudi petrol ihracatı, artık güneyden de sıkıştırılıyor. Petrol fiyatlarının aylardır görülmemiş bir düzeye sıçraması ve petrol boru hatlarının hedef alınması, Riyad’ın ve destekçileri olan ABD ile İsrail’in açtıkları savaş için ödedikleri bedeli artırıyor. Fakat bu bedelin “ekonomik” boyutunun faturasını aynı zamanda bütün dünya da ödüyor.
Bu nedenle Ensarullah güçleri, boğazın kontrolünü ele geçirdikten sonra saldırıları durdurduklarını, daha fazla toprak taleplerinin olmadığını, “adil, onurlu bir barışın” kendi stratejik tercihlerinin olduğunu ve uluslararası seyrüseferin güvende kalacağını duyurarak dünyaya faturayı çıkaranın kendileri değil, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan olduğuna işaret ediyor.
“Vekiller”
Ensarullah güçlerinin Yemen topraklarını ve egemenlik haklarını savunmak için verdiği mücadelenin İran’ın bölgesel denge arayışıyla kesişmesi ne bu mücadelenin meşruiyetini düşürür ne de salt bir “vekil çatışması”na indirger. Esasen burada “vekillik” ilişkisi petrol gelirini ve rejiminin bekasını Washington’ın askeri şemsiyesine borçlu bir hanedan ile soykırımcı ve işgalci İsrail arasındaki ilişkidir.
Ve emperyalizme karşı direniş bölgede yayıldıkça bu “vekillik ilişkileri” giderek yok olacaktır. Emperyalizme göbekten bağlı “vekillerin” yok olması da bölgedeki emekçilerin ve halkların özgürlüklerine kavuşabilmesi için gerekli olan ilk ve zorunlu hedeftir.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız