Bugun...


Çağdaş Dedeoğlu


Facebookta Paylaş









Ermeni, Türk, Ortakduyu ve Yüzleşme
Tarih: 25-04-2015 22:46:00 Güncelleme: 25-04-2015 22:46:00


24 Nisan 2015 da geçti, gitti. Rahatladık mı? Unuttuk mu? Yoksa her şey daha yeni mi başlıyor?

Günlerdir yazılan yazılara, sosyal medya paylaşımlarına bakıyorum da "konuyu araştırmayı, tarih bilimine, konunun uzmanlarına bırakalım, bu konu son derece siyasidir, şöyledir, böyledir…" diyenler bir safta, "soykırım" retoriği çerçevesinde hızlıca hüküm vermeye hevesli dostlar diğer safta yerlerini almışlar. “Tüm görüşler bu iki noktaya hapsolmuştur” demek istemiyorum; ama ortakduyuyu şekillendiren anaakım görüşler maalesef buralarda geziniyor ve açıkçası böyle bir tartışmadan ortakduyuyu barış ve huzura yöneltecek bir sonuç çıkmasını beklemek pek gerçekçi görünmüyor.

Sanıyorum, herhangi bir tartışmada, bir görüşü “mutlak” gerçekler, dolayısıyla da “mutlak” doğrular üzerinde temellendirmeye çalışmanın, görüşü zayıflatmak dışında, bir sonuç yaratmadığını hatırlamakta fayda olabilir. Tabii ki devlet gerçekliği yönetemediği noktada öldürmeye kadar varan şiddet tekelini elinde bulundurur –belki de tam olarak bulunduramaz- ve tabii ki tarih -sadece Anadolu tarihi değil, dünya tarihi- buna dair birçok örnekle doludur. Bununla birlikte, geçmişin çeteleriyle bugünün terör örgütleri devletler sisteminin ürünleri olarak değerlendirildiğinde, hepsinin sonuçta iktidara hizmet ettiklerini ve bu uğurda masumları öldürmekte bir an bile tereddüt etmediklerini söylemek mümkündür. Bu açıdan ölenin Türk ya da Ermeni olması ölümün nasıl değerlendirileceği ve cezasının ne olacağı noktasında fark yaratmamalıdır. Dahası, “sistematik ve planlı öldürme” o veya bu devletin değil, çeteleri veya terör örgütleriyle devletler sisteminin tekelindedir maalesef. Bu noktada, akla, “Türkiye'de soykırım kabul edilsin” diyenleri alkışlayan Ermenistan’ın Azeri halkına, Fransa’nın Cezayir halkına yaptıkları geliyor. Devlet fikrini tüm bunları dikkate alarak topyekun eleştiremedikçe barışın ihtimal haline gelebileceği nasıl düşünülebilir? Söz konusu örneklerin arka planında iktidar ilişkilerinin tarihsel yapısal şekillenişinin yattığı dikkate alındığında, suça hepimizin ortak olduğumuzu rahatlıkla ifade edebiliriz. Geçmişte yaşananlardan bizler sorumlu değiliz belki ama bugün farklı şekillerde sürdürülen her bir şiddet pratiğinden bizler sorumluyuz.

Bununla bağlantılı bir başka sorumluluğu da omuzlarımızda hissetmemizin zamanı gelmiş olabilir. Birey olmanın ve bir birey olarak birlikte yaşamanın sorumluluğunu… Devlet nasıl üretilmiş ve şekillenmekte olan bir olguysa, bilim de –yani tarih de-, uzmanlıklar da üretilmiş ve şekillenmekte olan olgulardır. Dolayısıyla “bırakın konuyu uzmanları bilimsel açıdan tartışsın” demek sorunları çözmeyecektir. Bilimi, kendi içinde bir son değil, amaca giden yolda kullanılan yöntem olarak tanımladığımızda, söylemek istediğimi daha iyi ifade edebileceğimi düşünüyorum. Geçmişte din üzerinden şekillenen düşüncenin amaç-sonuç ilişkisi, bugün -pratikte karşılığı çok da farklı olmamakla birlikte- bilim üzerinden şekillenmektedir. Bu açıdan herhangi bir hastalığa tedavi aramanın yöntemi de bilimdir, atom bombasını üretmenin de… Söz konusu süreçlerin hiçbiri, politikanın dışında değildir. Keşke dışında kalabilseydi; ama kalamamaktadır. Bu, olan ile olması gereken arasındaki farka oturmaktadır belki de ama şu anda yaşanılan durum budur.

Yukarıda ifade edilen tartışma biçiminden sıyrılmak gerektiğinde bu nedenle ısrarcıyım. Hrant Dink'in 2004 tarihli yazısının, bu temelde bir kez daha okunması gerektiğini düşünüyorum:

“Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de Türkiye ile Ermenistan’ın kendi aralarında da her bir şeyi rahatlıkla konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, ‘Size de artık üç nokta düşer’ diyeceğim günleri iple çekiyorum.” [1]

Malesef bugün “ilgisiz üçüncüler”, devlet çıkarı olarak ifade edilen kişisel çıkarlar temelinde, konuyla fazlasıyla ilgilidir. Ancak unutulmamalı ki ucuz popülizm devletlerin işidir, halkların değil. Bize düşen bir arada yaşamanın dayanılmaz hafifliğiyle yüzleşebilmektir. Bu yüzleşme, devletler sisteminin dönüştürülmesi –hatta belki de başka bir sistemle değiştirilmesi- noktasında önemsenmelidir. Dolayısıyla bu Türkiye ya da Ermenistan devletlerinin de ötesindedir. Mesele insanca bir arada yaşayabilmekse, -daha da geniş bir perspektifte- doğadaki tüm varlıkların bir arada var olabilmesini sağlayabilmekse çözüme giden yolda başka olasılıkları değerlendirmek gerekmektedir. Bu gereklilik, devlet yandaşlığı – devlet düşmanlığı sığ ikiliğinden daha gelişmiş bir algısal plana oturmaktadır. Meselelere o veya bu insanlar için değil, insanlık için, hatta evren için çözüm aramaya başladığımızda biraz olsun umut ortaya çıkabilir.

 

 

 



Bu yazı 1201 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • ihraç edilen subaylar
    ihraç edilen subaylar
  • Gezi Komünü 2013
    Gezi Komünü 2013
  • Rihanna
    Rihanna
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  1. ihraç edilen subaylar
  2. Gezi Komünü 2013
  3. Rihanna
  4. Bebişler
  5. Yurdum İnsanı
  6. FANTASTİK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • naber la 10
    naber la 10
  • naber la 9
    naber la 9
  • naber la 8
    naber la 8
  • naber la 7
    naber la 7
  • Naber La 6
    Naber La 6
  • Naber La 5
    Naber La 5
  1. naber la 10
  2. naber la 9
  3. naber la 8
  4. naber la 7
  5. Naber La 6
  6. Naber La 5
VİDEO GALERİ
YUKARI