30-11-2013 tarihinde yazdığım bu makale güncelliğini koruduğundan yeniden yayına alınmıştır.
Bazıları her şeyin 29 Ocak 2009 günü Davos’ta “One Minute” çıkışı ile başladığını düşünebilir. Başkaları “Mavi Marmara” olayını başlangıç olarak alabilir. Belki olayı “Ergenekon” ve “Balyoz” tutuklamaları ile başlatmak en doğrusu diye çıkanlar da olacaktır. Ben ise gerçeğe biraz olsun yaklaşmak için olayları diyalektik ve tarihsel bir süreçte incelemek taraflısıyım.
57nci hükümetin nasıl devrildiğinin incelenmesini ve AKP’nin hangi şartlarla iktidara geldiğinin araştırılmasını başka bir yazıya bırakarak, 2007 yılına dönmek istiyorum. Bazıları süreci 2007 yılı 29 Martında Nokta dergisinde eski deniz kuvvetleri komutanı Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilerek yayımlanan günlüklerden başlatabilir. Başkaları 2007 Haziran ayında Ümraniye’de bulunan el bombalarını nirengi noktası olarak alabilir. Ben ise 2007 yılı Mart ayının 16sında o zamanki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Harp Akademilerinde yaptığı konuşmaya dikkat çekmek istiyorum. Sayın Büyükanıt o konuşmada ilginç noktalara değinmişti. O günkü konuşmayı dinleyenlerden bazıları salondan çıktıktan sonra Komutanın kendilerine gelecek için bir şey söylemek istediğini fark etmişlerdi. Konuşma geleceği yaratmak ve kaos kuramı üzerine ilginç yaklaşımlar içeriyordu. Komutan “Geleceği yaratmak sadece rüya görmekle gerçekleşmez” diyor, genç kurmaylara “sürece odaklanmalarını” öğütlüyordu. (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=810022&CategoryID=98 )
Özden Örnek’in günlüklerinin yayımlandığı 29 Mart 2007 (2003’de darbe planlandığı söylentilerinin başlamasına neden olmuştur), 27 Nisan 2007 e-muhtırası (AKP’nin oy oranını artması sonucunu doğurmuştur), 5 Mayıs 2007 Dolmabahçe buluşması (büyük olasılıkla geleceği yapmak ve süreç yönetimi üzerine bir görüşmedir) ve 22 Mayıs 2007 tarihinde Anafartalar çarşısında patlayan ikna bombalarının bu süreçteki önemli tarihler olduğu görülmektedir. Ardından 22 Temmuz seçimleri öncesi başlayan Ergenekon tutuklamaları ve peşinden Balyoz davası ile planlanan sürece karşı çıkacak irade hareketsiz bırakılmış, sonrasında ise KCK tutuklamaları ile Kürt aydınları da bu süreçte felç edilmişlerdir.
Yaratılmak istenen gelecek ile ilgili satır başları Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabında ayrıntısı ile anlatıldığı için bunu detayları ile anlatmaya gerek yoktur. Ancak bugün bakınca yaşanan olayların ne bir iç hesaplaşma, ne de sadece orduyu ele geçirmek olmadığı görülmektedir. Plan dünya çapında bir yeniden yapılanmanın bölge üzerinde yansımalarından ibarettir ve büyük olasılıkla Türkiye’nin bölge gücü olacağına inandırılmış ordu üst düzeyinden bazı komutanlarının da işbirliği yaptığı bir plan yürürlüktedir. Fakat en acı ve ilginç olan ise bu planın A. Öcalan tarafından bilinmesi ve bir mektupla kamuoyuna açıklanmasıdır.
Irak işgalinden sonra yaşananlara, Arap devrimleri denen kargaşaya ve son Suriye olaylarına bakınca Fas’tan Gürcistan’a kadar tüm bir bölge coğrafyasının değiştirilmeye çalışılması da planın halkalarıdır.
İşte 29 Ocak 2009 Davos zirvesinde planın başka bir halkası yürürlüğe sokularak Türkiye ve başbakanı Erdoğan İsrail karşıtı gösterilmiş, Mavi Marmara’da 9 kişinin öldürülmesi ise Suriye, Libya ve Tunus’un vizeleri kaldırması sonucunu doğurmuştur. Bu suretle bu ülkelere giren CIA başta olmak üzere karıştırıcılar bu ülkelerdeki isyancıları örgütleyebilmişlerdir. Bölgede İsrail’in en büyük stratejik ortağı olan Türkiye, başta IHH olmak üzere Müslüman görünümlü çeşitli STK’lar ve medyanın büyük bir bölümü tarafından Suriye karşıtı bir propaganda bombardımanına tutulmuştur. Ancak son özür olayı ile takke düşmüş, kipa görülmüştür. Artık iki stratejik ortak Türkiye kuzeyden, İsrail güneyden olacak şekilde ABD’nin kontrolünde Suriye’ye saldırabilir ve plan İran’a uzanacak şekilde yeni provokasyonlar üretebilir.
Takip eden süreçte ise beklenecek olan, sürece uygun bir anayasanın yapılması ve Tayip Erdoğan’ın BDP’nin desteği ile başkanlıkla taçlandırılmasıdır. Yalnız burada anayasa yapımının sürecin gereği olarak önemli olduğu, Erdoğan’ın başkanlığının ise sürecin mimarlarından birinin ödüllendirilmesi olarak görülmesi gerektiğidir. Sürecin diğer görünür ve görünmez ortaklarının nasıl ödüllendirileceğini ise zaman gösterecektir.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız